Konu rehberi

Genel hukuk

Hukuk dilini okumaya başlamak için. 2572 terim.

Abrama

Deniz taşıtlarını yönetme

Ab-nak

Sulu, ıslak, nemli

Acar

Atılgan, gözü pek, yiğit, kabadayı, yılmaz, kabına sığmaz, güçlü, becelikli

Acenta

Acente, bir işletmenin çalışanı olmadan, sözleşmeye dayanarak belirli bir bölgede sürekli biçimde o işletmenin sözleşmelerine aracılık eden veya tacir…

Acir

Kiraya veren kimse

Aciz

Ödeme güçsüzlüğü.

Acizlik Def'i

Borçlunun içine düştüğü acizlik durumunda borcunu ödemeyeceği hususunda ileri sürdüğü bir çeşit savunma, defi.

Aciz vesikası

Alacaklı alacağının tamamını alamamışsa kalan miktar için kendisine verilen vesika (İİK 143)

Açık artırma

Bir malın, teklif veren kişiler arasında en yüksek bedeli öneren kimseye satılmasını sağlayan satış biçimi.

Açık Boşluk

Somut olaya uygulanacak hükmün yasada yer almamasıdır. Kanunun soruna yanıt verememesi durumudur.

Ada

Çevresi yollarla sınırlandırılmış bulunan, çeşitli parselleri kapsayan arsa parçası.

Âdab

Edeb'in çoğuludur. Terbiye, güzel ahlak, iyi davranış. Usul, Erkan, Tarz

Adâd

Adetler; sayılar

Adalet

Haklılık; hakka uygunluk

ADAVET

Düşmanlık

Addetmek

Saymak

Aded-i Müretteb

Tamsayı

ademi merkeziyet

Devlet merkezinin gücünü azaltarak yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılmasını savunan siyasi görüş. Adem-i merkeziyet, "merkezin yokluğu" manasına…

Adem-i iştirak

Katılmamak

Adem-i Lüzum

Klasik fıkıh doktrininde akdin bağlayıcı olmaması (adem-i lüzûm) durumu genelde iki biçimde söz konusu edilmektedir. Birincisi, yapısı itibariyle…

Adem-i selahiyet

Yetkisizlik

Adem-i Te'diye

Vadesi geldiği halde ödememek

Adem-i vüsuk

Gercek olmamak

adiyen darp

Her zamanki gibi. Adice. Fevkalade olmayarak.

Adi şirket

Iki veya daha çok kimsenin, ortak bir amaca ulaşmak için emeklerini ve mallarını birleştirmeyi kabul ettikleri sözleşme ile kurulan ortaklık.

Adlî kaza

Cezai, hukuki, ticari, nizalı, nizasız yargı

Adlî müzaharet

Adli yardım

adli

adaletle ilgili demektir. adalet teşkilatı bünyesinde anlamına da gelir.

Adli muayine

Olayı saptamak ve delil, iz, eser ve emare bulmak amacı ile yapılan işlemdir.

Adli müzaharet

Yargısal yardım

Adli olgu

Ceza Kanununda tanımlanmış olan suçları işleyerek veya işlenmiş olan herhangi bir suçtan etkilenerek hastaneye başvuran kişiler olarak…

ADLİ PSİKOLOG

Hukuksal sorunlar ve süreçlere psikolojik öğeleri de içeren bir genişlikte bakarak hukuksal alanın adil, etkin ve insan haklarına uygun sonuçlara…

ADLİ TABİP

Gerektiğinde mahkemelere bilirkişi olarak rapor veren, adli tıpta görevli doktor.

ADLİ ZABITA

Bir suç sonrası sanığı ve suç delillerini adli yetkililere sunan kolluk kuvveti.

Adüvv

Düşman, hasım

affectio societatis

Ortaklık amacını eylemli olarak gerçekleştirme" diğer bir ifadeyle ortak sıfatıyla "bilfiil" ortaklık amacına hizmet etmek/emek vermek anlamındaki…

agoni

can çekişme hali

Agreman

Devletler diğer devletlere gönderecekleri temsilciler için önceden o devletçe kabul edilir olup olmayacaklarını (persona grada) sorma işlemi. Buna…

Ağlep

Kuvvetli, Büyük.

Ahar

Başkası; üçüncü kişi; yabancı

Ahde vefa

Söze bağlılık, sözleşmeye bağlılık

Aheste

Yavaş, ağır

Âhir

Son; sondaki; en son; en sondaki

Ahit

Söz verme

ahiz

kabul etme

Ahkam

Hükümler

ahkamı huzuriye

Hakim önünde yargılanmayla ilgili yöntem hükümleri

Ahkâmı huzuriyye

Hakim önünde yargılanmayla ilgili yöntem hükümleri

Ahkâmı mahsusa

Özel hükümler

Ahkâmı müteferia

Ayrıntılı hükümler

Ahkâmı mütehalife

Aykırı değişik hükümler

Ahkam-ı Şahsiye

Şahsın kendisini alakalandıran hükümler.

Ahvâl

Durumlar; haller; vaziyetler

Ahval-i sahsiye

Kişinin doğrudan şahsıyla ilgili hukukî haller

Ahval-i Şahsiye

Hakiki şahısların hukuki varlıklarıyla ilgili olan hukuki hallerdir : Doğum, evlenme, boşanma, evlat edinme, tabii bir çocuğu tanıma, ölüm vakıaları…

Ahz

Almak

Ahzukabz

Bir miktar meblağın elden tesellüm edilmesi veya o miktar meblağın kasa hesabına kaydı

Akabinde

Arkasından, hemen arkadan, ardından, hemen ardından Örnek: Kulağı iki kesik tırnak kıskacına aldıktan sonra başı şiddetle sağa sola sarsar, akabinde…

Akamet

Neticesizlik, kısırlık, sonuç alınmama.

Akar

Taşınmaz mal; kiraya verilen ve gelir sağlayan şeyler

akârât

Gelir sağlayan mallar, gayrimenkuller

Akarâtı mevkufe

Vakfedilmiş, gelir getiren mallar

Akdem

Önce, daha evvel

Akdes

En mukaddes

Akdetmek

Sözleşmek; kararlaştırmak; düzenlemek; bağlamak

Akd-i mebhusünanh

Sözü geçen akit, anlaşma, sözleşme

Akd-i mezbur

Sözü geçen akit, anlaşma, sözleşme

Akd-i muvazaa

Karşılıklı ödün verilerek yapılan akit, anlaşma, sözleşme

Akd-i sahih

Geçerli, doğru, kusursuz akit, anlaşma, sözleşme

Akîm

Kısır, verimsiz, başarısız, sonuçsuz.

Akreditasyon

Bir kişi veya kurumu resmi olarak tanıma, kabul etme ve onaylama eylemi

Aktif

Vergi Hukuku ve Muhasebe dilinde aktif: bilançonun, para ve nesne mevcudunu, alackaları ve mameleke dahil diğer kıymetlerin sıralandığı taraftır.

Aktüer

Aktüer, bir olayın ihtimalini ve mali sonuçlarını değerlendirmek için istatistiksel teknikleri ve matematiksel becerileri kullanan kişiye verilen…

alâ

çok iyi

Alâhilâf'ül-kanun

Kanun hilafına; yasaya aykırı olarak

Alâik

Alakalar

Alâkadar

Ilgili; ilişkili

Âlâm

Elemler, kederler, üzüntüler

Alât

Aletler; araçlar

Aledderecat

Sırasıyla; derecesine göre

Alelhesap

Hesaplaşmak üzere; hesaba sayarak; sayışılmak üzere; doğan kârdan bir bölümünün ileride tamamı üzerinde hesaplatılmak üzere önceden ödenmesi

Alelıtlak

Yetkisi ve sorumluluğu çok olan. Herkesin yararlanabileceği (yer, nesne).

Alelusul

Usulüne uygun;

Alel Usul

Yöntemine uygun olarak

Âlemsümul

Dünya çağında

Aleniyet

Açıklık

Alettakrib

Takriben; yaklaşık olarak

Aleyh

Karşı, karşıt

Ale-l-ıtlak

Genel olarak; rasgele; bir sınır ile bağlı olmayarak

Ale-l-umûm

Genel olarak; umumi bir biçimde; bütün

alındı

makbuz

Âlicenab

Yüksek ahlaklı

Âlikadr

Kıymeti yüksek

Alil

Hasta, sakat

Alivre Satış

Satıcının bir malı belli bir vade içinde teslimini taahhüt etmesidir. Henüz yetşmemiş mahsul alivre satılabilir. Bu terim genel olarak tarladaki mahsul…

Alonj

Ticari bir senet üzerinde ciroların veya sair muamelelerin çoğalması dolayısıyla o senede eklenen kağıt.

Âlude

Bulaşmış, karışmış

Amade

Bir işi yapmaya hazır; hazırlanmış

Amel

Iş; edim; fiil

Amele

Işçi; emekçi, ırgat

Amelî

Işe dayanan; iş üstünde; tatbikî; pratik; uygulamalı

Amenajman

Doğal kaynakların işletilmesi

Âmil

Yapan; etken; etmen; sebep; faktör

Âmir

Emreden; buyuran; bir memurun vazife bakımından büyüğü; bir fiili yapmaya veya yapmamaya zorlayan, buna gücü yeten

Âmm

Genel; umumi; herkese ait

Amme

Kamu

Âmme hükmî şahsiyeti

Kamu tüzel kişiliği

Amme intizamı

Kamu düzeni

Ampirik

Deneye dayalı.

anasır

unsur

Anayapı

Kat mülkiyetine konu olan taşınmazın esas yapı kısmı.

Anayasa

Örgütlenmiş bir toplumda devletin yönetim biçimini belirten, yasama, yürütme, yargılama erklerinin nasıl kullanılacağını gösteren, yurttaşların hak ve…

Angaje

Sözle veya yazılı olarak bağlanan; bağımlı

Ânif'ül-beyan

Az önce beyan olunan, bildirilen

Ani edim

Bir anda yapılan belli davranış ya da davranışlarla yerine getirilen edim

antant kalma

Bir konuda mutabık kalma, uzlaşmaya varma.

antoloji

Yazınsal ürünlerden güzel parçalar seçilerek oluşturulan ve türlü yöntemlere göre düzenlenen yapıt.

Antrepo

Gümrüklere gelen ticari eşyanın konulduğu, korunduğu yer; ardiye; ambar

Anud

Çok inatçı

Aplikasyon

Yer tesbiti, tescilli haritalardaki parsel köşe noktalarının zeminde yeniden belirtilmesidir.

apostille

5 Ekim 1961 tarihli Lahey Sözleşmesi hükümleri uyarınca, kararda imzası olan hakimin, o yargı yerinde yetkili ve görevli olduğunu gösterir tasdik şerhi.

APPEL

İstinaf

Âra

Reyler; oylar

arazi

Genellikle, üzerinde yerleşim yeri bulunmayan, ekilebilen ya da boş toprak.

Arazi mahlule

Mutasarrıfın mirasçı bırakmadan ölümü ile mahlûl olan arazi-i emiriyye

Arazi-i emiriyye

Beytülmâle ait olarak devlet tarafından kişilere dağıtılan yerler, topraklar; beylik arazi

Arâzi-i haraciyye

Haraca bağlı arazi;

Arâzi-i memlûke

Mülk; timar toprağı; mülkiyet yolu ile tasarruf olunan yerler

Arâzi-i metrûke

Halkın gereksinimi ve kullanımı için terk edilen arazi

Arâzi-i mevât

Hiç kimsenin tasarrufu altında olmayan ve halka terk ve tahsis edilmemiş bulunan,yüksek sesli bir kimsenin sesi işitilmeyecek derecede köy ve kasabalar…

Arazi-i mevkufe

Geliri belirli bir konuya tahsis olunan yer; vakıf olunmuş arazi

Arâzi-i mezrû‘a

Ekilen arazi

Arazi-i miriye

Devlete ait arazi

Arâzi-i öşriye

Ürününden onda bir Devlet payı alınan ve üzerinde her türlü mülkiyet tasarrufları bulunan arazi

Arâzi-i selîha

Çıplak arazi

Argüman

Delil, Kanıt, Dayanak, Tez, Sav

Arızî

Gelip geçici olan,eğreti,sonradan gelen

Arîz ve amîk

Genişlik ve derinliğine; enine boyuna;

Âri

Boş; çıplak; soyut; arınmış; yüksüz

Ârif

Anlayışlı, sezgili

Ariyet

Menkul ve muayyen bir malın karşılıksız olarak kullandırılmasının başka bir şahsa bırakılmasını ve kullanıldıktan sonra geri verilmesini tazammun eden…

Âriyet

Ödünç; eğreti; ödünç sözleşmesi

Âriyeten

Emaneten

Arizi

Geçici,sonradan gelen

arşiv

belgelik, her türlü belgenin saklanıp muhafaza edildigi yer

Arz

Sunma; gösterme; bildirme; önüne koyma; anlatma (bir büyüğe)

Arzuhal

Dilekçe

Asgarî

En az; en aşağı; en azından; en düşük; en küçük

Asgari

En az; en aşağı; en azından; en düşük; en küçük

Ashab-ı intikal

Verasetin geçişinde hak sahipleri

Asli

birincil,temel olarak alınan

Asrî

Zamana uygun; çağdaş; modern

Aşikar

besbelli olan, ortada olan, gizli olmayan

Atalet

1. Devinimsizlik, tembellik, çalışmadan oturma, gevşeklik, uyuşukluk. 2. İşsiz kalma, işsizlik

Ateh

Bunama; bunaklık

Âtî

Gelecek; gelen (kişi veya şey); gelecek zaman; istikbal

Atıf

Yollama; yöneltme; yükleme; bağlama; eğme; meylettirme; ilişkili bulma

atıfet

İyilik, bağış, kayra, lütuf, ihsan, inayet

atipik

Örnek dışı Düzensiz, değişik, değişken, tipik olmayan, herhangi bir grup içerisinde değerlendirilemeyen.

Aval

Bonoya imza atarak sorumluluk altına girmiş kişiler lehine verilen bir tür kefalettir.

Avalist

Kefil Aval veren kimse.

Avans

Alacağına sayılmak üzere önceden yapılan ödeme; öndelik

Avârız

Kazalar; belâlar; borçlanma ve hak kazanma yeterliliğini kısan veya yok eden haller

Avdet

Dönüş; geri gelme; dönme

Ayn

Para dışında, kazanılabilen bütün servet öğeleri

Aynî

Mala ilişkin; eşyaya bağlı; malın mülkiyeti ile ilgili; herkese karşı ileri sürülebilen

Ayni haklar

Eşya üzerinde doğrudan doğruya mutlak egemenlik yetkisi veren ve herkese karşı ileri sürülebilen haklar.

Ayrık

Müstesna, kural dışı, ayrı tutulan, diğerlerine benzemeyen, ayrıcalı.

aza

üye

Âzâ

Uzuvlar; üyeler; organlar

Âzâde

Serbest; hür; özgür

Azamî

En çok; en büyük; en yüksek

AZINLIK HÜKÜMETİ

Parlamenter sistemlerde, parlamentoda çoğunluğu olmayan bir partinin, öbür parti ya da partilerin hükümete fiilen katılmadan dışarıdan destek…

Azil

Verilen temsil yetkisinin ortadan kaldırılması

Azimet

Gidiş; yola çıkma

azledilmek

Görevden alınmak

Azletmek

Bir kişiyi görevden almak, çıkarmak

Bâb

Kapı

Bâdî olmak

Sebep olmak

Badire

Birdenbire ortaya çıkan tehlikeli durum

Bağımsız bölüm

Kat Mülkiyeti Kanunu'na göre, ana gayrimenkulun ayrı ayrı ve başlı başına kullanılmaya müsait bağımsız mülkiyete konu olabilen bölümleri.

Bağıt

Akit

Bâhir

Belli; besbelli; açık; apaçık

Bahri

Denize ait

Baîd

Uzak; ırak

Bâîs olmak

Sebep olmak; göndermek; gerektirmek

Baki

Sürekli; daimî; artan; kalan; kalımlı; kalıcı; ölümsüz; saklı duran

Bakiye

Artan

Bâlâ

Yukarı; yüksek; üst; yüce

Bâligân-mâbelâğ

Ziyadesiyle; bol bol

Baliğ

Eren; varan; bulan; yetişen; toplam; büluğa; ergin;

Balotaj

Bir şeçimde adaylardan hiçbirinin kanunun gerekli gördüğü oyu alamamış olması nedeniyle seçim kimsenin kazanamamış olma hali, bu şekilde seçimin…

BAM

Bölge Adliye Mahkemesi kısaltması

Bariz

Açık; göze çarpan; belirgin

Basiret

Doğru görüş; uzağı görüş; önceden görüş; seziş; uyanıklık; anlayış; kavrayış; dikkat; sağgörü

basiretli tacir

tacirin genel ahlak kurallarına göre davranması gerektiğini ifade eder.

Basiretsiz

Gerçekleri görebilmekten uzak, ileri ve uzak görüşlü olmayan, sağgörüsüz.

Batıl

Doğru ve haklı olmayan; çürük; bozuk; sakat; boş; hukuken geçersiz; dayanaksız; temelsiz; beyhude; hüküm ifade etmeyen

BATIN

1. Anlamı: Karın, Kuşak 2. Anlamı: Gizli, görünmeyen.

Battal

1. Kullanılmaz durumda olan, işe yaramaz, işlemez. 2. Boyutça alışılmış olandan, olağandan büyük.

Bayi

Bazı maddeleri satma izni olan kimse; satıcı; satış yeri

Ba'dehû

Daha sonra

Bâ'de'l-isticar

Kira sözleşmesinden sonra

Bâ'de'l-istirdad

Geri aldıktan sonra

Bâ-husus

Hele; özellikle; üstelik

Becâ

Yerine; uygun; bedava; karşılıksız; parasız; emeksiz

Becayiş

İki memurun kendi rızaları ile ilgili makamın tasdikıyle aralarında memuriyet, makam ve vazifelerini değiştirmeleri.

Bedâyî

Sermayeler; anamallar;

Bedelsiz devir

Bir hakkın, alacağın veya malın herhangi bir bedel alınmadan bir başkasına aktarılması

Bedelsiz temlik

Bir hakkın bedel alınmadan diğer bir kişiye geçirilmesi.

bedelsiz terk

Herhangi bir eşyanın veya hakkın karşılığı alınmaksızın bırakılması

Bedel-i misil

Emsaline uygun peşin para

Bedialar

Göze güzel görünen şeyler; estetik

Bedihî

Açık olan; besbelli; apaçık; akla; kendiliğinden gelen

Bediî

Güzellik ölçülerine uyan; güzel; güzellik

Behemahal

Her halde, ne olursa olsun, ne yapıp yapıp, mutlaka.

Behemehâl

Her hâlde, ne olursa olsun, ne yapıp yapıp, mutlaka

Behemehal

Kesin olarak,kesin bir biçimde, her durumda, ne olursa olsun.

Beher

Her biri

Behredâr

Nasipli, hissedar, nimetlenmiş, faydalanmış

Belagat

Iyi konuşma; sözle inandırma yeteneği; söz sanatlarını inceleyen bilgi dalı

belgit

Bir kişinin, yapmaya ya da ödemeye borçlu olduğu şeyi göstermek üzere imzaladığı resmi kağıt, senet.

Berât

Rütbe, nişan ve imtiyaz verildiğini bildiren ferman

Berâyı tetkik

Inceliyerek

Berhava

Havaya gitmiş; kaybolmuş; uçurulmuş; yararsız; boş

Berî-üz-zimme

Zimmetten kurtulmuş; aklanmış

bertafsil

Ayrıntılı

Ber-mucib-i talep

Talep mucibince; istem gibi

Ber-vech

Olduğu gibi; olarak

Ber-vechi peşin

Peşin olarak

Ber-vech-i bâlâ

Yukarıda olduğu gibi

Beşerî

Insanoğlu ile ilgili; insanî; insana mensup

Betahsis

Hele, hususiyle

Betekrar

Tekraren; tekrarla

Beyanname

Bir makama veya kamuoyuna yapılan açıklama belgesi.

Beyn

Ara

Beynelmilel

Herkes tarafından kabul edilen, uluslararası Uluslararası

Beyn'en-nâs

Halk arasında

Beytülmal

Maliye hazinesi

Beyyine

Bir olayın veya işlemin doğruluğunu ortaya koyabilmek için hakimi iknaya yönelik yöntem veya her türlü vasıta ; delil, şahit

Beyyine külfeti

Mahkemede bir beyan ve iddiayı kanıtlama yükümlülüğü MK 6. madde

Bey ü şira

Almak ve satmak

Bey'i

Satım; satma; satış; satılma;

Bey'i bât

Kesin satış

Bey'i bi-l vefâ

Kararlaştırılan süre içinde satılanı geri almak koşulu ile yapılan satış sözleşmesi

Bey'i mukayaza

Malı mal ile değiştirmek; trampa

Bey-i sarf

Parayı paraya satmak; para bozmak

Bîtâp

Bitkin; güçsüz; takatsız; yorgun

Bî-ma'nâ

Manasız; anlamsız

Bî-taraf

Tarafsız

Biçare

Çaresiz

Bidâyet

Başlama; başlangıç

Bigüna

Herhangi bir

Bihakkın

Hakkıyla, hak ederek

Bila

….sız

Bilabedel

Bedelsiz, ücretsiz.

BİLAHARE

Sonradan sonradan, daha sonra, sonraları

Bilakaydüşart

Kayıtsız ve şartsız olarak.

Bilâkis

Tersine olarak; tam tersine; aksine; sonunda

Bilanço

Bir kuruluşun, belli bir tarihte, alacaklı ve borçlu bulunduğu değerleri gösteren özet muhasebe cetveli; işletmenin finansal durumu ve faaliyet…

Bilasebep

Sebepsiz , sebep olmaksızın

Bilâtefrik

Tefrik etmeksizin; ayırmaksızın

Bila bedel

Bedelsiz

Bilâ kayd ü şart

Kayıtsız ve şartsız

bila tebliğ

Tebliğ edilmeden

Bilâ-sebeb

Sebepsiz

Bilbeyyine

Delil ile; tanık ile; ispat ile

bilcümle

bütün

Bilfiil

Gerçekten; fiilen; hakiki olarak; iş olarak; iş edinerek

Bililtizam

Bile bile

Bilistirdad

Geri alarak; geri alınarak

Bilmukabele

Karşılık olarak, (Davranış töresinde) ben de, size de, sizlere de.

Bilmüzakere

Müzakere ederek; üzerinde görüşüp tartışarak

Bilmüzayede

Artırma ile; artırarak

bilumum

bütün, hep, kamu, genel

Bilvekale

Vekaleten

Bil-ahire

Sonra; sonradan

Bil-cümle

Bütün; hepsi; tamamı

Bil-farz

Tutalım ki; diyelim ki; sayalım ki; söz gelişi

Bimarhane

Hastahane

Binâberin

Bundan dolayı; bunun üzerine; bu nedenle

binaenaleyh

Bundan dolayı, Bunun üzerine

Binâen-alâ-zâlik

Bundan dolayı; bunun üzerine

Binâen-aleyh

Bunun üzerine; dolayısıyla; bundan dolayı

Binniyabe

Naip eliyle; vekillik ile; vekaleten

Bireysel Başvuru

Temel hak ve özgürlükleri ihlal edilen kişilere tanınan ulusal ya da ulusal üstü denetim yapılan yargı yolu. Anayasa şikâyeti.

Bisud

Faydasız;yararsız.

Bitap

Bitkin, yorgun.

Bitarıkıl'evlâ

Evveliyetle; öncelikle

Bi-eyyi-hâl

Herhalde; mutlaka; elbette

Bi-hakkın

Hakkıyle; hakkı olarak, gerçekten; tamamiyle

Bi-haseb-il verase

Veraset nedeniyle; verasetten doğma

Bi-hükm'ül-kanun

Kanun hükmü gereğince; yasa kuralı ile

Bi-l-müzayede

Müzayede ile

Bi-l-rü'ye

Görerek; görülerek

Bi-n-netîce

Netice olarak; sonuç olarak

Bi-t-tabi

Tabiatiyle; doğal olarak

Bono

Bir kimsenin diğer bir kimseye veya onun emir ve havalesine, belirlenen vadede, belirli bir tutarı ödeme taahhüdünü içeren, özel biçim ve hükümlere…

Bölünebilir edim

Niteliğinde veya değerinde esaslı bir değişme olmaksızın, birden ziyade parçalara ayrılarak ifa edilebilen edim

Bölünemez edim

Niteliğinde veya değerinde esaslı bir değişme olmaksızın, birden ziyade parçalara ayrılarak ifa edilemeyen edim

Butlan

Geçersizlik

Bühtan

İftira, kara çalma

Bürhan

Kesin Kanıt

Bürûz

Belirme; ortaya çıkma

Câmi

Cem eden;

Câmia

Topluluk; zümre

Cânî

Cinayet işlemiş olan kimse

Canîb-i beytülmal

Hazine tarafı

Canîb-i vakıf

Vakıf tarafı

Canîp

Yön; taraf; cihet; yan

Cari

Uygulanan; yürürlükte olan

Cari Fiyat

Bir malın satışında ilan veya fiyat listesi veya etiket ile umuma arz olunan veya ticaret odalarıyla belediyeler ve borsalar gibi salahiyetli yerlerce…

Casus Belli

Savaş nedeni, savaş gerektiren olay

Cây-i teemmül

Etraflıca düşünülmeye değer; düşünülmesi yerinde olur

Cebel

Dağ, yüksek tepe.

Cebir

Zor kullanma, zorlayış, zora başvurma, zor.

Cebrî

Zorla yapılan; zor kullanarak yaptırılan; zor altında; güç kullanarak

Cebri satım

Malikinin isteğine bakılmaksızın, resmi makamlar tarafından yapılan satım

Cedel

“Çelişmeler öğretisi” anlamına gelmekte ve reddedilmek istenilen herhangi bir görüşün ya da tezin, imkansız ve saçma olduğunun tartışma yoluyla ortaya…

celb-i menafi

Fayda sağlamak

Celesat-ı âti

Gelecekteki celseler, oturumlar

Celile

Büyük; ulu

Celpname

Yargılamada,davacı,davalı,tanık,bilirkişi gibi kimseleri mahkemeye getirtmek için yapılan çağrı

Celse

Mahkemelerde bir muhakemenin, duruşmanın ve sair meclislerle heyetlerde müzakerelerin yapılması için, nisap dairesinde, azanın her toplantısı.…

Ceman

Toplam olarak,toplamı

Cemetmek

Toplamak; bir araya getirmek

Cemi ezmân

Bütün zamanlar; zamanların toplamı

Cemm-i Gafir

Alelade topluluk, kalabalık, sokak kalabalığı.

cenup

güney

Ceraîm

Suçlar, kabahatler manasına gelen kelime, hukukta; özellikle kolluktan cumhuriyet savcılığına gönderilen suç ihbarı üzerine kayıtların aynı adla…

Ceraim

Cürümler, suçlar

Cerbeze

1.Haklı ve haksız sözlerle hakikati gizlemek, 2.Güzel konuşma. 3.Girişkenlik, beceriklilik.

Cereme

Başkası tarafından yapılan veya kaza sonucu ortaya çıkan zararı ödeme; para cezası

Cereyan

Bir şeyin gelişme, olma durumu

Cerh ü iptal

Çürütme ve yok sayma; geçersiz hale getirme

Cevâmi'

Camiler; mescitler; toplanılan yerler

Cevap layihası

Cevap dilekçesi, Yanıt dilekçesi

Cevâz

Izin; müsaade; caiz olma

Cevaz

Onay, izin , uygunluk

Cevâz bahş

Izin veren; müsaade eden

Cevaz-ı İstihdam Kararı

Görülen idari lüzum ve zarurete binaen azledilmek suretiyle vazifesinden uzaklaştırılan memurun yeniden memuriyete alınabilmesi için azleden dairece…

Cevher

Maya; öz; değerli taş; elmas

Cevval

Davranışları çabuk ve kesin olan

Cezrî

Asıl ile ilgili; kökle ilgili; kökten; temelden

Cibâyet

Alma; toplama; vergilerin ve başkaca devlet gelirlerinin tahsili

Cihet

Yön; taraf; amaç

Cins tashihi

Tapu kütüğünde kayıtlı bir taşınmazın niteliğinin değiştirilerek kütüğe, başka bir nitelikte tescil edilmesi.

Ciranta

Bir senedi ciro eden, aktaran kimse

Ciro

Çifte yetki veren havale; ticari senedin, arkasına yazılan yazı veya imza ile başkasına devri.

Cismanî

Cisimle, bedenle ilgili; bedensel

cismanî zarar

Kişinin vücut bütünlüğüne verilen zarar.

Cism-i câmid

Cansız cisim

Cuz-i Layetecezza

Bölünemeyen, parçalanamayan şirket payı, hisse.

Cünha

Eski ceza hukukunda cürümden hafif, kabahatten ağır nitelikteki eylemler

Cürmiyet

Suç hali; suçluluk

Cürmü meşhut

Suçüstü; göz önünde işlenen suç

Cürüm

Kabahat olmayan

Cürüm İsnadı

Birine iftira atmak ve kara çalmak manasına gelir.

Cürüm tasnii

Bir kimse hakkında cürüm uydurmak

Cüz

Bir bütünü oluşturan bölümlerden her biri; kısım; parça; bölük

Çek

Ödeme aracı; kanun ile belirlenen şekilde düzenlenen, keşidecinin emrinde para bulunan banka üzerinden çekilebilen havalesi

Çetrefil

Karışık

Çifte standart

Kişiye veya duruma göre farklı davranışlarda bulunma, tutarlı olmama

Dâfi

Defi'de, savuda bulunan kimse

Dain-i mürtehin

Bir alacağa teminat sağlamak amacıyla, bir mal üzerine kurulan ve herkese karşı ileri sürülebilen mutlak bir haktır.

daktiloskopi

Parmak izine dayanarak kimlik belirleme yöntemi. Parmak izi incelemesi.

Darbımesel

Çarpıcı söz, özlü söz.

Dâyin

Borç veren; alacaklı

Deâvî

Davalar

Defaât

Kereler; kezler; yollar

Defaat

Defa, kez, kere, sefer

Defâtir

Defterler; birlikte dikilmiş kağıtlar

Defi

Taraflardan birinin, hususiyle müddeialeyhin kendisine karşı açılan davada edadan kurtulmak için bavurduğu her türü vasıta.

Defter-hâne

Taşınmaz mallara ilişkin tasarrufların kayıt

Defter-i hakanî

Eskiden taşınmaz mala ilişkin tasarruf işlemlerinin kayıt ve tescil edildiği defter

Defter-i hakanî idaresi

Eskiden taşınmaz mala ilişkin tasarruf işlemlerinin kayıt ve tescil edildiği daire

Def'aten

Bir defada; birden

Def'i def

Def'e karşı def'; savuya karşı savu

def-i mefasid

Zararı yok etmek

Değer baha

Bir malın iktisadi duruma göre kıymetini ifade eden fiyat

Delâlet

Gösterme; yol gösterme; kılavuzluk; iz; işaret; aracılık

Delalet

Gösterme, yol gösterme, kılavuzluk, iz, işaret, aracılık.

Delâlet-i bil'işare

Işaret ederek, hatırlatarak gösterme

Delegasyon

Herhangi bir topluluğu temsil etmekle görevli yetkili kurul / Herhangi bir işin sorumluluğunun başka bir kişi ya da kuruma aktarılması / Yetkilendirme,…

Demdeme

Hiddetli söz. Avaz. Hosa gitmeyen sesler

Demirbaş

Bir taşınmazın kiraya verilmesinde kiraya dahil olan, kiralamanın sonunda aynı cins ve değerde iade edilen veya değer eksilmesi kiracı tarafından…

Demokratik devlet

Halkın devlet yönetimine katılması esasına dayanan devlettir.

Depozito

Bir sözleşmeden dolayı doğabilecek zararlara karşı verilen teminat; bir taahhüt sırasında yatırılan güvence parası.

Depresyon

Ruhi veya bedeni düşkünlük hali, dermansızlık

Derceb etmek

Cebe atmak; kendine alıkoymak

Dercedilmek

Toplanmak, (bir metne) yazılmış veya konmuş olmak.

Derc etmek

Araya sokmak; arasına sıkıştırmak

Derç

Sokma; arasına sıkıştırma; gazeteye yazma; toplama; biriktirme

Derdest

Görülmekte olan

derkenar

İlk derece mahkemesi tarafından verilen karara karşı istinaf/temyiz yoluna gidildiğine dair tensibe derkenar denir.

Dermeyan etmek

Ileri sürmek; öne sürmek; ortaya koymak; anlatmak

Derpiş

Göz önünde tutma, öngörme

derpiş etmek

Öngörmek,göz önünde bulundurmak

deruhte

karşlamak, üzerine alma, üstlenme

Deruni

Kişilik hakkının manevi kolu, manevi kişilik hakkı.

Der-akap

Hemen; arkasından

Der-dest-i rü'yet

Dava görülmek üzere ele alınan, eldeki dava

Der-kâr

Malum; aşikar; bilinen; belli

Der-pîş etmek

Öngörme; göz önünde bulundurma

Der-piş

En önde; göz önünde bulunan; öngörü

Der-uhte

Üstüne alma; yüklenme; üstlenme; sağlama

Desise

Hile; oyun; entrika

Devair

Daireler

Devlet

"Belirli bir toprak parçası üzerinde, egemen olan, belirli bir insan topluluğu"nun oluşturduğu bir siyasal düzen/bir tüzel kişiliktir.

Devletler Özel Hukuku

Kişilerle devlet arasındaki bağı (tabiyeti), bir ülkede yabancıların sahip olduğu hakları ve çeşitli ülkelerde geçerli olan kanunların çatışması…

Devlet Şurası

Danıştay

Devremülk hakkı

Mesken olarak kullanılmaya elverişli bir yapı veya bağımsız bölümün ortak maliklerinden her biri lehine, bu yapı veya bağımsız bölümden yılın belli…

Deyn

Borç

Dîvân-ı Muhasebat

Sayıştay

dibace

başlangıç , giriş, ön söz.

Dilekçe

Bir isteği üst makama ulaştıran yazı,

dilemma

müskül durum,ikilem

Dispeççi

Deniz kazasindan sonra gemi, yük ve navlunla ilgili kimselerin ugradiklari zararlari ve bunlar tarafindan yapilan masraflarin nasil, kimler tarafindan…

Divan-ı Ahkâm-ı Adliye

Osmanlı Devleti'nin günümüzün Yargıtay ve Danıştay eşdeğeri olarak hizmet veren üst kuruludur.

Divan-ı Muhasebat

Büyük Millet Meclisine bağlı ve devletin bütün varidat ve masraflariyle mallarını ve hesaplarını onun namına murakabe edenlerin hesaplarını tetkik ve…

Dizelge

Liste

Doktirin

Bilimsel görüş , öğreti.

Doktrin

Öğreti.

Donatan

Gemisini gemi ticaretinde kullanan gemi sahibidir

Dönüm

Eski bir alan ölçüsü. Dönümün metrekare olarak karşılığı 918,393 m² 'dir.

Dûçâr

Tutulmuş; uğramış; yakalanmış

Duçar olmak

Maruz kalmak

duhul

Girme, Giriş

Dûn

Aşağı; aşağılık; altta; aşağıda

dun

1.altta, aşağıda olan. 2.aşağı, aşağılık, alçak.

Duplik Layihası

İkinci cevap dilekçesi. Davalının cevap dilekçesinin davacı tarafa tebliğ edilmesi üzerine, davacının cevap dilekçesine karşı davalanın vereceği ikinci…

Dûr

Uzak

Düçâr

Tutulmuş; uğramış; yakalanmış.

Düplik Dilekçesi

Davalının davacının replık dilekçesine verdiği cevap

Düstur

Kaide, asıl kaide, hattı hareket kaidesi manalarında da kullanılmıştır ki hukuki hükümleri maksada uygun ve veciz surette ifade eden şekil. Genel…

Düstûr

Kanun; kaide; yasa; devlet yasalarını içine alan kitap; genel kural; başyasa; yasalar dergisi

Düvel

Devletler

Düvel-i muazzama

Büyük Devletler

Düyun-u Umumiye

Genel Borçlar İdaresi

Düzenleme

Bir sözleşmeyi veya işlemi yapan kimsenin iradesini dinledikten sonra, iki tanık önünde ve yöntemine uygun olarak noter tarafından baştan sona kadar…

DYS

Doküman Yönetim Sistemi

Ebniye

Binalar; yapılar

Ecnebî

Yabancı; bir devlete göre,kendi uyruğunda bulunmayan gerçek veya tüzel kişiler

Ecr-i müsemmâ

Taraflar arasında belirlenen ücret

Eda

Edim; borçlanılan şey; borcun konusu

Edeb

Iyi terbiye; naziklik; usluluk

Edim

Aralarındaki borç ilişkisi dolayısıyla alacaklının isteyebileceği, borçlunun da yerine getirmekle yükümlü bulunduğu bir davranış biçimi

Edinilmiş Mallar

Her eşin mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir.

Efrâd

Fertler; bireyler

Efrad

Birey

Ef'âl

Eylemler; fiiller, işler; ameller

Ehemmiyet

Önem

Ehil

Ehliyetli; hak sahibi; bir hukuki işlem yapabilme yeteneğine sahip

Ehlivukuf

Bilirkişi

Ehli Vukuf

Bilirkişi

Ehl-i hibre

Bilirkişi

Ehl-i vukûf

Bilirkişi

Ehven-i ser

Kötünün iyisi

Ekâbir

1.Devlet ileri gelenleri, makamca büyük kimseler. 2.Kendini beğenmiş kimseler için kullanılır.

Ekalliyet(akalliyet)

Azınlık

EKBER

En büyük, çok büyük

Eklenti

Bir konutun veya bir binanın kullanılış amaçlarından herhangi birini tamamlayan ya da kolaylaştıran yapı.

Ekser

Daha ziyade; ençok; çoğu; çoğunca

Ekseriyet

Çoğunluk

Ekseriyeti ara

Oy çokluğu

Elfaz

Kelimeler; sözler

Elîm

Elemli; kederli acılı

Elzem

Çok gerekli

El-yevm

Bugün; şimdi; halen

Emare

Başlıbaşına bir hususun varlığını ispata yetmemekle beraber onun vuku bulduğuna işaret eden ve ancak diğer delillerle desteklenmesi kaydıyla hükme…

Emlak vergisi

Konusu bina ve arazi olup, bu bina veya arazi malikinin, intifa hakkı sahibinin, her ikisi de yoksa malik gibi tasarruf eden kimsenin, bina ve arazinin…

Emlâk-i sirfe

Yeri ve üzerinde binalar ve ağaçları mülk olan taşınmaz mallar

Emmi

Amca

emprevizyon nazariyesi

beklenmedik/umulmadık hal kuramı, antlaşmaların yapıldığı koşullarda köklü bir değişim olması durumunda uygulanmamasına imkân veren uluslararası hukuk…

Emr-i makzî

Hükme bağlanmış iş

Emsal

Benzer, eş, denk, "Emsal teşkil etmek" mesela, misal (örnek) kökünden gelir. anlamı (manası) başka davalara, olaylara, vukuatlara örnek, denk veya…

Emtea

Ticaret konusu her türlü mal

emtia

eşya, mallar.

Emval

Mallar; mülkler

Emvâli menkule

Taşınır mallar;taşınabilir mallar

Enfüsi

Öznel; subjektif

Enkaz

Bina yıkıntıları; yıkıntı; moloz; eski hayvanların bakiyeleri

Enterne etmek

Göz altına almak, etkisiz hale getirmek

Envai mesalih

Işlerin çeşitliği

Erat

Er, onbaşı ve çavuşlara verilen genel ad. Erler.

Erbaa

Dört

Erbâb

Ehil; becerikli; muktedir; yetenekler; sahipler; malikler

Erbâb-ı vukuf

Bilirkişiler

erk

İşi yapabilme kudreti , gücü

Esbab

Bir işe sebep olma

Esbab-ı mucibe

Gerekçe; gerektirici sebepler

Eshâb

Sahipler; bir şeyin malikleri

Esham

Pay senedi; hisse senedi

Eslem

En selâmetli; en emin; en doğru; en sağlam

Esnaf

Ister gezici, ister bir dükkan veya bir sokağın belli bir yerinde sabit olsun, iktisadi faaliyeti nakdi sermayeden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve…

Eşcar

Ağaçlar

Eşhas

Şahıslar; kişiler; kimseler

Eşkâl

Biçimler; suretler; tarzlar

Eşkal

Şeklin çoğul hali, şekiller. Bir kimsenin tanınmasını sağlayan dış görünüşü

Eşraf

İleri gelenler; bir yerin tanınmış kimseleri; şerefliler

Etfal

Çocuklar, sübyanlar.

Etimoloji

Kelimelerin kaynağını bulmak için uğraşan bilim dalı; birşeyin kökenini arayıp bulma bilimi

Evkaf

Vakıflar

Evleviyet

Tercihli; haydihaydi; öncelikle

Evrâk

Yapraklar; kağıtlar; arşiv

Evrak

Yazılı kağıt

Evrâkı müsbite

Ispat edici belgeler; tesbit edici yazılar; tapu kütüğünü tamamlayan belgeler

Evsaf

Nitelikler

Evsafı mümeyyize

Belirgin nitelikler

Evvelâ

Birinci olarak; herşeyden önce; ilk önce

Evvelemirde

Herşeyden evvel; işin başlangıcında; ilk iş olarak

Eyyam

Günler, zamanlar

Ezcümle

Özellikle; özet olarak; sözün kısası; toplucası

Ezmân

Zamanlar, vakitler; anlar; çağlar

Faal Nedâmet

Suç işleyen bir kimsenin suçundan sonra pişmanlık duyarak işlediği fiilin sonucunu önlemeye çalışması, suç işlediği sırada pişmanlık duyması. Aktif…

Fahh

Ağ, kapan, tuzak

Fâhiş

Aşırı; ağır; çok fazla

Fahri

Onursal

Fail

bir eylemi gerceklestiren kisi

Fait Du Prince

İdarî sözleşmenin koşullarının, idârenin sözleşme yapma yetkisi dışındaki başka bir yetkisine dayanarak aldığı karar veya yaptığı işlemleriyle…

Fakr-u zaruret

Fakirlik ve çaresizlik

Faraziye

Hukuk meselelerini, muayyen bir sistemin esaslarına muvakıf ve tenakuzlara mahal vermeyecek tarzda, halledebilmek için bu sistemin hükümleri ve…

Fariğ

Bir şeyi veya hakkı başkasına devreden; ferağda bulunan; feragat eden; taşınmaz maldaki tasarruf hakkını başkasına bırakan kişi

Farz

Zorunlu; baş koşul; boyun borcu; çok gerekli; varsayma

Fâsıl

Ayıran; bölen

fasıl

bölüm, kısım, evre

Fâsıla

Aralık; ara

Fasih

açık düzgün

Fasl etme

Halletme; neticelendirme

Faş etmek

İfşa etmek; açıklamak; sırları açıklamak, gizli olanı açığa vurmak,

Fatura

Satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye…

Fehime

Anlayış

Fek

Kaldırma; bir hukuki sınırlamanın kaldırılması; sona erdirme; bitirme

Ferâgat

Vazgeçme; el çekme; dinlenme

Feragat

Hakkından kendi isteğiyle vazgeçme. el çekmek

Ferağ

Devir; devretme; bir hakkı birine geçirme; mirî veya vakıf arazinin yararlanma hakkının satışı

feraiz ilmi

İslâm miras hukuku

Ferd

Tek; yalnız olan şey; eşi olmayan; tek olan sayı

Fer' î

Bağımlı; ekli; eklentili; ikinci derecede olan

Fesâd

Karıştırıcı; arabozucu; karışıklık; bozukluk; dolan

Fesh

Bozma; bozulma; dağılma; dağıtma; kapatma; kaldırma

Feteva

Hukuki Sorular ve Cevapları

Feth-i Kabir

Mezar Açma İşlemidir.

Fetret

Zayıflık,uyuşukluk.

fevk

Üst,üst dereceli, astın üstünde yer alan

Fevkinde

Üstünde; aşan

Fevt

Elden çıkarma, yitirme, yitme

Fezleke

Bir tahkikat veya muhakeme zabtının hülasası demektir.Bunda tafsilata girişilmeden işin ana hatları gösterilir. Bir teftiş raporunun kısaltılması…

fezleke veya tahkikat evrakı

Yapılan bir hukuki soruşturmada, tarafların ifadelerini, olayla ilgili kanıtları, tanık beyanlarını kısaca özetleyen, soruşturmacının görüşünü ve…

fıkıh

İslâm hukuku

Fıkra

Kanunların, nizamnamelerin ve talimatnamelerin sıralanan ayrı ayrı hükümlerini göstermek için kullanılan bir bölüm işaretidir.

Fıktan

Yokluk

Fırka

Insan kalabalığı grubu; parti

Fıtrî

Tabii; yaradılışındaki; doğasındaki

Fiili Yol

İdarenin, hukuki bir dayanak olmadan faaliyet ve hizmet alanına girmeyen bir konuda eylemde bulunması İdarenin haksız fiili

Fiil ehliyet

Bir kimsenin, kendi eylemleriyle haklar ve yükümlülükler yaratması yeteneği.

Fiil Ehliyeti

İşlem yapabilme ehliyetidir.

Fiktif

İtibari

Filhakika

Hakikatte; gerçekte; doğrusu

Firkat

Ayrılık acısı, üzüntüsü, ayrılış, ayrılma.

Fi-i cârî

Geçer değer

Fuar

Belli zamanlarda, belli yerlerde ticari mal sergilemek amacıyla açılan büyük sergi

Fuhûş

Haddini aşma; kötülük; namusa aykırı hareket

Fûru

Aşağıya doğru devam eden alt soy hısımları ifade eder.

Fuzûlî

Boşuna; yersiz; lüzumsuz; haksız; boşboğaz; erkek adı

Fuzûlî işgal

Bir taşınmaz malı sahibinin izin ve rızası olmadan ele geçirmek

Fuzuli şâgil

Hukuken geçerli bir hakkı olmadan bir yeri işgal eden

fuzuli şagil

Kusurlu önem arz etmeksizin, bir malın zilyetliğini, yetkili kamu kurumunun izni, sahibinin rızası veya muvafakatı dışında eline geçiren, elinde…

Fürûht

Satma; satım; satış

Gabin

1) bir sözleşmede tarafların karşılıklı edimleri arasında açık bir orantısızlık bulunmasıdır. karşı tarafın özel durumundan aşırı faydalanma olarak da…

Gaî (gaiye)

Gaye, maksat ve netice ile ilgili; amaca ilişkin

Gaip

Görünmeyen; hazır olmayan; yitik; yok olan kişi; kaybolan ve kendisinden uzun zaman haber alınamayan kişi

Gaiplik

Ölüm tehlikesi içinde kayıp olmak ya da uzun süre haber alınamaması durumudur.

Gaiplik Karinesi

Bir kimsenin, ölüm tehlikesi içerisinde kaybolması ve uzun süre haber alınamaması sonucunda, yargıç kararıyla hukuki kişiliğine son verilmesidir.

galiz

Kaba ve çirkin, iğrenç.

Galle

Gelir; hasılat; yarar

Garamat

Tazminat, diyat gibi edası lazımgelen şeylerdir.

Garameten

Herkese eşit olarak

Garantör

Güvence veren ve bunun gerçekleşmesini gözeten ve denetleyen kimse, kuruluş veya devlet.

Garantörlük

Garantör olma durumu.

Garaz

(garez)gizli düşmanlık; asıl maksat; erek; amaç; hınç

GARDİYAN

Cezaevlerinde düzeni, tutukluların kurallara uygun biçimde davranmalarını sağlamakla görevli kimse.

garp

batı

Garra

Parlak, beyaz, güzel, Şa'şaalı.

Gars

Ağaç dikme

Gasıb

Başkasının bir eşya, para yada kıymetli malını elinden veya tasarrufundan zorla haksız yere alan kimse

Gasp

Başkasının bir eşya, para yada kıymetli malını elinden veya tasarrufundan zorla ve haksız alınması

Gaybubet

Kaybolma; yokluk; göz önünde olmayış; yitiklik

Gayrı vazıh

Kapalı

gayri kabili rücu

Geri dönülemez

Gayr (gayir)

Ayrı; başka; özge; artık; diğer; yabancı

Gayr-i melhûz

Beklenmedik; imkansız; olanaksız

Gayr-i mümkün

Olanaksız; imkansız

Gayr-i müsavat

Eşitsizlik

gayr-i resmî

Devletin yürürlükte bulunan kanunları dışında kalan, kanun dışı, yasa dışı olan uygulamalar

Geçici tescil

Halen varolup da uyuşmazlığa neden olan ayni hakların korunması amacıyla tapu kütüğüne yapılan tescil.

Geçit hakkı

Bir taşınmaz üzerinden başka bir taşınmaz malikinin geçebilmesi için kurulan bir ayni hak.

Genel idare

Bütün ülkeyi kapsayan idare olup merkez teşkilatı"" ve ""taşra teşkilatı""ndan oluşur."

Gensoru

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, milletvekillerince başbakana ya da bakanlardan birine bir sorunla ilgili olarak sorulan ve görüşmeler sonunda o…

Gerçek kişi

İnsanlar. Sağ ve tam doğmak şartıyla anne karnına düşmeden ölüme kadarki süre boyunca insanı tanımlayan hukukî terim.

Gerçi

Gerçekten; vakıa

Gıyâb

Hazır ve mevcut olmama; göz önünde bulunmama; uzaklaşma; kaybolma; arka

Girift

Dolaşık; karışık; bir birinin içine girgin; tutma; yakalama

Grafoloji

Yazıbilim

Grafolojik

Yazıbilimsel

Gûna (gûne)

Türlü; gidiş; tarz; yol; sıfat

Güzeran

Geçici; geçen

Güzün

Sonbahar, güz mevziminde

Hacet

Gerek; gereklilik

Hacir

Bir şahsın medeni haklarını kullanma salahiyetinin mahkeme tarafından kaldırılması.

Hacir altına almak

-Hastalık, bunama vb. sebeplerden dolayı davranışlarının nasıl sonuç vereceğini bilemeyen bir kişiyi mahkeme aracılığıyla mal ve mülk yönetimi…

Hadd-i Maruf

Makbul olan had, Emredilen, müsaade edilen hudud

Hâdis

Meydana gelen; çıkan; yeni çıkan

Hafiyyen

Gizli olarak; saklı olarak; gizlice

Hafriyat

Kazı; kazılar; toprak kazma; toprak çıkarma

HAGB

Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının kısaltması

Hail

Duvar, çit, parmaklık, tahta perde gibi taşınmazları birbirinden ayıran işaret ve engeller

Haiz

Sahip; elde bulunduran; taşıyan

Hak

Hukuk düzeni tarafından şahıslara tanınmış olan yetkilerdir

Hakem

Tarafların aralarındaki anlaşmazlığı çözmek için yetkili olarak seçtikleri ve üzerinde anlaştıkları kişi, yargıcı

Hakikiye

Hakikate mensup; gerçek; sahici; doğru; gerçekten

HÂKİM

Millet adına, yargı yetkisini kullanarak yasaya aykırı davranışlarda veya uyuşulmayan işlerde yasayı yerine getirmekle, adaleti gerçekleştirmekle…

Hakk

Doğruluk ve insaf; bir insana ait olan şey; dava ve iddiada hakikate uygunluk; harcanmış emek; pay; hisse

Hakkaniyet

Hak ve adalete uygunluk; doğruluk

hakkı hıyar

seçimlik hak

Hakk-ı hıyar

Seçimlik borçlarda seçim hakkı

Hakk-ı mesil

Su yolu hakkı

Hakk-ı mürûr

Geçit hakkı

Hakk-ı şuf'a

Önalım hakkı

Hakk-ı şürb

Içme hakkı; sudan yararlanmada sıra hakkı

Haksız fiil

Hukuk düzeninin izin vermediği, zarar verici eylemlerdir

Haksız iktisap

Bir kimsenin malvarlığında, haklı bir nedene dayanmaksızın başka bir kimsenin malvarlığı aleyhine meydana gelen artma ya da azalmama durumu

Hak ehliyeti

Sağ doğmak şartıyla ana rahmine düştüğü andan ölüm anına kadar olan dönemde herkesin sahip olduğu medeni haklardan (evlenme, mülk edinme vb.)…

halaza

Yere dökülen tohumlardan ertesi yıl hiçbir tarımsal faaliyet olmaksızın kendiliğinden yetişen bitki.

Halef

Bir makamda, görevde sonra gelen kişi

Halefiyet

Ardıl, yerine geçme, yerine geçen.

Halel

Bozma; bozukluk; eksiklik; zarar

Haleldar olmak

Bozulmak; çiğnenmek

Halita

Karışım

Hali sabıka irca

Eski hale getirme eski hâle getirme (bkz. HMK 95. md. vd.)

Hamaset

Kahramanlık, yiğitlik, cesaret

Hamil

Elinde bulunduran, taşıyan gerçek ya da tüzel kişidir.

Hamule Senedi

Tren ile taşımacılıkta kullanılan taşıma belgesi olup malların demiryolu ile taşınmasına ilişkin uluslararası anlaşmadır. Hamule, aslen Arapça bir…

Hapsen Tazyik

Bir kimseyi ifasına mecbur olduğu hususu yapmaya icbar için kanuni salahiyete binaen hapsetmektir.

Harâc-ı mukaseme

Arâzî-i hâriciyye mahsullerinden onda birden yarısına kadar alınan vergi

Harâc-ı muvazzaf

Arâzî-i hâriciyye üzerine yerin tahammülüne göre,maktûiyet veçhile tayin olunan vergi

Hârîm

Başkasının giremeyeceği,girilmesine izin verilmeyen ev bölümü; harem

Harim

Girilmesi yabancıya yasak olan, kutsal tutulan, korunulan yer

Harnup

Keçi boynuzu

Hartama

Pedavra; köknar ve lâdin ağaçlarından elde edilen, çatı örtüsü olarak kullanılan ince tahta;

Has

Sıkıştırmadan bir yerin içine alma; hareketten menetme; etrafını çevirme; vakfetme

Hasârât

Zararlar; ziyanlar; hasarlar

hasbelkader

Rastlantı sonucu olarak, tesadüfen. Yazgıdan dolayı

Hasbi

1.Gönüllü olarak ve karşılık beklemeksizin yapılan. 2.Nedeni olmayan, nedensiz.

Hasb-el-kanun

Kanun gereği

Hasb-el-memuriyye

Memuriyet gereği

Hasebiyle

Yüzünden; dolayısıyla; bu nedenle

Hasıl

Olan, ortaya çıkan, görünen.

Hasılat

Gelir.

Hasîm

Iki düşmandan herbiri

Hasım

Düşman, husumet

Hâsim

Hasmeden; kat'eden, kesip atan

Haslet

Ahlak, nitelik, huy, mizaç

Hasren

Muhasara ederek; etrafını çevirerek

Hasretme

Özgüleme,sınırlama;tahsis etme. Bir şeyin bütününü birine, bir şeye ayarımak

Hasretmek

Adamak, ayırmak, tahsis etmek.

Hâss

Özgü

Hata

Yanılma, Yanılgı

Hatîa

Günah; kabahat; suç; yanlış; yanlışlık

Havale

Yollama ödeyicisinin, para, değerli kağıtlar veya benzeri nesneleri, yollayıcı hesabına yollama alıcısına ödemek ve yollama alıcısının da bunları kendi…

Hava Oyunu

Bir mal fiyatının yükseleceği umuduyla o maldan, sözde ileride teslim alınmak üzere, bir parti satın almak ve vakti geldiğinde bu malın değerine göre…

Hâvi

Kapsar; kapsayan; içeren; içerir

Havza-i fahmiyye

Kömür havzası; kömür bulunan bölge

Haylûlet

Engel olma; araya girme; yolu kapama

Haymatlos

Herhangi bir nedenle uyrukluğunu yitirmiş, hiçbir devletin yurttaşı olmayan, yurdu olmayan, yurtsuz (kimse).vatansız

Hayrât

Sevap kazanmak için yapılan hayırlı işler; sevap için kurulan müessese

Hayr (hayır)

Iyilik; iyi; faydalı iş; yarar

Hâzık

İşinin ehli, usta, Maharetli, becerikli, mahir, Usta doktor, uzman hekim.

Hazine

Devletten ayrı bir kişilik oluşturmamakla beraber, bir taraftan bütçenin uygulanmasına ilişkin işlemleri, diğer taraftan da kamu gelir ve giderlerinin…

Heder olma

Ziyan olma

Hedm

Yıkma; harap etme

Herc ü merc

Darmadağınık. Karmakarışık. Allak bullak.

Hıfz

Saklama; koruma

Hıfzısıhha

İnsan sağlığını korumak için vücûdun ve içinde yaşanan çevrenin sağlık şartlarını inceleyen, buna göre tedbirler alan ve bu çalışmalardan bahseden…

hırsız

Başkasının malını çalan kimse, uğru

Hibe

Bağışlama

Hidematı amme

Kamu hizmeti

Hiffet

İrade Sakatlanması, sonucunda ortaya çıkacak neticeyi öngöremeyip hata yapma, temkinsizlik

Hilafı

Tersi; aksi; zıddı

Hilaf-ı Hakikat

Gerçeğe, hakikate karşı olan.

Hile

Bir kimseyi aldatmak, yanıltmak için yapılan oyun, çıkar sağlamak için, değerli bir şeye değersiz bir şey katma.

Hile-i Şeriyye

Şekil bakımından hukuka uygun bir işlemi vasıta kılarak yasaklanmış bir sonucu elde etmek amacıyla yapılan muamele anlamında fıkıh terimi.

Hilkat

Yaratılma; yaratılış; tabiat

Hilkat garibesi

1.Bedeninde doğuştan normal olmayan gariplikler bulunan kimse. 2.Acayip, garip, tuhaf şey.

Himaye

Koruma; korunma; birine arka çıkma

Hini hacet

Gerektiğinde

Hisse-i şayia

Yaygın hisse; ortak pay

Hissikablelvuku

Önsezi

hissi kablel vuku

Olacak bir hadiseyi önceden bilme-görme,hissetme. Önsezi, içine doğma.

Hitâm

Son; bitim; tükenme; nihayet

HİTAM

Bitim, bitiş, sona eriş, son

Hodbehot

Kendi kendine, kendi kafasıyla, kendiliğinden, kimseye danışmadan.

Hod-be-hod

Kendi başına;kimseye danışmadan;kendiliğinden

Huda

Aktarma

Hudûs

Sonradan peyda olma

Hukuk

İçtimai hayat nizamının muhafaza ve idamesi için cemiyet azası sıfatiyle fertlerle fertler, veya cemiyetle -yani devletle- fertler, yahut muhtelif…

Hukukî

Hukuksal olan.

Hukuki işlem

Bir veya birden çok kişinin, hukuksal bir sonuca yönelttiği irade açıklaması.

Hukuki tağyir

Bir kimsenin, kendisine ait olmayan menkul eşyalar üzerinde bazı işlemlerde bulunarak, bu eşyanın niteliğini değiştirmesi

Hukukun şeklî kaynakları

Hukuk Kurallarının hangi şekillere bürünmüş olarak bize verildiğini ve nerelerde bulunduklarını göstere kaynaktır.

Hukuk Boşluğu

: Somut bir olaya uygulanacak hükmün, yazılı ya da yazısız hukukta yer almamasıdır.

Hulâsa

Özet

Hulûl

Gelip çatma; girme; borcun vadesinin gelmesi

Husule gelmek

Doğmak; ortaya çıkmak; meydana gelmek; oluşmak

Husumet

Bir davanın ikamesi üzerine davacı ile müddeaaleyh arasında husule gelen vaziyeti ifade eder.

Husûmet

Hasım olma durumu; hasımlık; düşmanlık; (davada) karşı taraf olma

Husûsat

Bakımlar; işler; şekiller; yollar; konular; meseleler; maddeler

Hususî

Özel; kişiye ait

Hususi

Özel, özel olarak, kişiye ait olan

hususi esbabı hüküm

Özel hüküm sebepleri, kanunda sayılan deliller dışındaki delil yöntemleridir.(HMK m.192)

Hüccet

Senet; delil; belge

Hükema

Hakimler, Alimler

Hükkâm

Hakimler; yargıçlar

Hükmî şahsiyet

Tüzel kişilik

Hüküm

Bir dava mahkemesinin hukuksal uyuşmazlığı çözen son kararıdır.

Hükümözlü

Yerel mahkeme tarafından hüküm kararı verilmiş ancak hükmü henüz kesinleşmemiş tutuklu

Hükümsüzlük

Bir hukuki işlemin, kanunun öngördüğü şekilde yapılamaması veya kanuna aykırı olarak yapılması halinde hukuki sonuç doğurmamasıdır.

Hülasa

Özet, fezleke

Hünsa

Erkek ve dişi cinsellik organları kendisinde birlikte bulunan (birey)

Hüsnüniyet

Iyiniyet

Hüsnü ceryan

Iyi icra etmek

Hüviyet

Kimlik

Iaşe

Yaşatma; besleme; geçinme

Ibâre

Deyiş; cümle; paragraf; bir bölüm söz

Ibhâm

Kapalı bırakma; açıklamama; belli etmeme; gizli kapaklı tutma

Ibka

Devamlı, sürekli kılma; yerinde bırakma

Ibtida

Başlama; başlangıç; ilkin; en önce; başta

Icâb

Gerekme; gerek; bir sözleşme için ilk söylenen söz

Icabet etme

Uyma

Icabı hal

Durumun gereği

Icar

Kiraya verme; kiraya verilme

Icareteynli vakıf

Ivedili ve süreye bağlı kira sözleşmesi olan vakıf mallar

Icâre-i müeccele

Sonradan alınacak kira

Icazet

Izin; ruhsat, diploma

Icâzet-i lâhika

Bir kimsenin izni olmadığı halde,yapıldıktan sonra bir şeyi kabul etmesi ve onaylaması

Icbar

Zorlamak

Icbar etme

Zorlama

Icmâl

Kısaltma; özetleme; öz; özet genel toplamı

Içtihad

Özel görüş; anlayış; kavrayış

Içtima

Toplanma; toplantı; bir araya gelme

Içtimaî

Sosyal; toplumsal

Içtinap

Kaçınma; çekinme

Idame

Devam ettirme; sürdürme

Idâre-i husûsiyye

Il özel idaresi

Ifham

Anlatma; anlatılma; bildirme; bildirilme

Ifrağ

Bir durumdan başka bir duruma sokma

Ifraz

Arazinin parçalanması; bölünmesi; parsellere ayırma; araziyi imar açısından uygun parçalara bölme

Ifşasına müeddi

Açıklanma gereği

Ihale

Artırma veya eksiltme biçimiyle yapılan ve en uygun fiyatı teklif edene (en çok artıran veya eksiltene) işin/malın verildiği sözleşme yöntemi.

Ihâta

Bir şeyin etrafını çevirme; sarma; kuşatma; etrafı çevrilme; anlayış; geniş bilgi

Ihdas

Ortaya çıkarma; kurma; bir şeyi ilk kez ortaya koyma

Ihfa

Saklama

Ihkak-ı hak

Kendiliğinden hak alma

Ihlal etmek

Zarar vermek; zedelemek; dokunmak; hakkını zedelemek; çiğnemek; bozmak

Ihmal

Dikkatsizlikten ve özensizlikten kaynaklanan kusur; savsaklama; gerekli özeni göstermeme

Ihraç

Çıkarma; dışarıya mal satma; dış satım

Ihraz

Benimseme; sahipsiz bir malı sahiplenme

Ihtar

Hatırlatma; dikkati çekme; uyarma; uyarım

Ihtarname

Bir kimseye, bir hususu yerine getirmesi veya getirmemesi için yapılan yazılı uyarı; hatırlatma belgesi.

Ihticâc

Delil veya tanık gösterme

Ihtilaf

Anlaşmazlık; uyuşmazlık; çekişme; niza; görüş farklılığı

Ihtilat

Karışma; katılma; bir araya gelme

Ihtimam

Özen; bir şey, iş ya da kişiye özel dikkat gösterme

Ihtirâzi kayıt

Çekince; önkoşul; belli hakları kullanma hakkının saklı tutulması

Ihtiva etmek

Içermek; kapsamak; içine almak; içinde bulundurmak

Ihtiyarî

Isteğe bağlı; seçmeli; istemli

Ihtiyar etmek

Seçmek; seçme hakkını kullanmak; tercih etmek; yeğlemek

Ihtiyat

Sakınma;

Ihtiyati tedbir

Davacının, davasını kazanması durumunda, dava konusu şeye kavuşabilmesi için, davadan önce veya dava sırasında o şeyi garanti altına almasına yarayan…

Ihzâr

Hazırlama; huzura getirme;

Ihzaren celb

Sanığı veya tanığı, kendi arzusu nedeniyle gelmediği için mahkeme önüne hakim kararı ile zorla getirtme

Ihzarî

Hazırlayıcı; yetiştirici; hazırlık niteliğinde olan

Ikâme

Yerine koyma; yerine kullanma; dikme;yerine geçme; kaim olma; dava açma

Ikametgah

Bir kimsenin yerleşme kast ve niyetiyle oturduğu yer

Ikamet etme

Bir yerde yerleşme iradesi ve niyetiyle oturma.

Ika etmek

Yapmak; etmek; oluşturmak

Ikmal

Tamamlama; bitirme; devamlı olarak yiyecek içecek ve diğer gerekli malzemenin sağlanması

Ikrâh

Korkutma; bir kimseyi yapmak istediği şeyi yapmamaya, yapmamak istediği şeyi yapmaya korkutarak zorlamak

Ikrar

Saklamayıp söyleme; bildirme; açıkça söyleme; kabul

Ikraz

Borç verme; ödünç verme

Iktirân

Yakın varma; yanına gelme; yaklaşma; ulaşma; erişme

Iktisabî

Kazanma ile ilgili; edinme ile ilgili

Iktisadi

Ekonomik

Iktisap

Kazanma; kazanım; edinme; bir şeyin mülkiyetini elde etme

Iktiza

Gerekme; gerektirme; gereklilik; işe yarama ilâm yargı belgesi; mahkemenin verdiği nihaî (son ) kararın, iki taraftan her birine yöntemine göre verilen…

Ila-nihâye

Sonuna kadar

Ilga

Ortadan kaldırma; yürürlükten kalkma; hükümden düşürme; geçersizleştirme

Ilka

Koymak, birakmak. Terk etmek, Öne atmak

Illet

Hastalık; sakatlık; bozukluk; neden; sebep

Illiyet bağı

Nedensellik bağı; bir neden ile ortaya çıkan sonuç arasındaki ilişki

Ilmî

Bilimsel

Ilmi içtihatler

Hukuk bilginlerinin hukuki sorunlarda ileri sunmuş oldukları görüş, düşünce ve kanaatlerdir.

Ilmühaber

Belge; birinin herhangi bir durumunu (örneğin ikametgahını) gösteren durum belgesi

Iltibâs

Karıştırılma; benzeşim; karışıklık

Iltihâk

Katılma; karışma

Iltisâk

Yapışma; bitişme; kavuşma

Iltizam

Kendi için gerekli sayma; gerektirme

Iltizami muamele

Bir kimsenin malvarlığının aktifinde yer alan kalemlere dokunmaksızın, yalnızca pasifini artıran bir işlem yapması; taahhüt işlemi; borçlandırıcı işlem;

Ilzâm

Susturma; bağlama

Imâl

Yapma; yapılma; meydana getirme

Imâr

Bayındırlık; bayındır duruma getirme; geliştirme

Imdi

Buna göre; şu halde; o halde

Imha

Yok etme; ortadan kaldırma; mahvetme

Imhâl

Mühlet verilmesi; süre verilmesi; erteleme; yeni bir önel tanıma

Imlâ

Doldurma; doldurulma; yazdırma; yazdırılma; bir dilin cümlelerini, kelimelerini doğru yazma bilgisi

Imtina

Kaçınma; çekinme

Imtisâl

Gerekeni yapma; bir örneğe göre hareket etme; alınan emre boyun eğme

Imtiyaz

Ayrıcalık; farklılık

Inbiâs

Gönderilme; meydana çıkma; ileri gelme

Indinde

Yanında

Ind-el-hâce

Lâzım olduğu; gerektiği zaman

Infâk

Beslemek; geçindirmek; nafakalandırmak

Infisah

Ortadan kalkma; dağılma; fesholma.

Infisâh

Fesh olunma; bozulma; hükümsüz kalma; dağılma; kendiliğinden ortadan kalkma

Inhisar

Tekel; monopol; alımın veya satımın tek bir elde toplanması

Inkılâp

Değişme; bir halden başka bir hale dönme; devrim

Inkıta

Kesilme; kesinti; ara verme

Inkıyâd

Boyun eğme; kendini teslim etme

Inkisâm

Taksim olma; parçalanma; bölünme; ayrılma

Inkişaf

Açılma; gelişme; gelişim; açınım

Inkiza

Bitim; sona erme

Insicâm

Bir düzeye gitme; düzgün söz; düzgünlük; tutarlık

Inşâî

Inşaya, yapıya ait

Inşaî hak

Yenilik doğuran hak; bir hukuki durumun ortadan kaldırılması, değiştirilmesi veya yeni bir hukuki durumun yaratılması için kişinin kullandığı hak

Intac

Sonuç verme; nitelendirilme; sonuçlandırılma; bitirme

Intihâb

Seçme; seçilme; seçim

Intikal

Bir mal üzerindeki tasarruf hakkının, kanun ile belli kimselere geçmesi

Intizâm

Düzgünlük; çeki düzen; düzenlilik

Intizâr

Bekleme; beklenilme; gözleme; gözlenilme

Inzibât

Yolunda olma; genel emniyetin yolunda olması; sıkı düzen

Inzimâm

Eklenme; katılma; ilave

In'ikad

Bağlama; kurulma; toplanma

Ipham

Belirsizlik

Ipka

Kalma; yerinde bırakma; görevinde bırakma; yenileme

Iptal

Hukuk kurallarına aykırı biçimde yapılmışbir idari işlemin yargı organının kararıyla ortadan kaldırılmasıdır

Îrâd

Gelir; gelir getiren yapı; söyleme, getirme

Irae

Tayin etme; gösterme

Irae edilmek

Gösterilmek

Iras

Yapma; etme; birine (zarar) verme, sebep olma

Irat Senedi

Bir alacak nedeniyle üzerinde gayrimenkul mükellefiyeti kurulan bir taşınmazın değerinin, taşınmazdan ödenmesi gerekli bir para borcu biçiminde…

Irca

Eski duruma çevirme; geri döndürme; indirgeme

Irca olunma

Eski duruma getirme; çevirme; döndürme

Irsen

Irs yoluyla; miras yoluyla (geçerek)

Irtibat

Bağlantı; ilişki; ilgili olma

Isâl

Vardırma; vardırılma; ulaştırma; ulaştırılma

Isbât

Şahit ve delil göstererek doğrusunu ortaya çıkarma

ısdar

Çıkarmak, ortaya koymak, sudur etmek, kanun çıkarmak

Isdar etmek

Çıkarmak

Iskan ruhsatı

Bir binada oturulabilmesi için, yapının tamamlanmasından sonra ve İmar Kanunu'na göre, o yapının kullanılabileceğine ilişkin olarak verilen belge.

Iskat

Düşürme; hükümden düşürme; yok etme; iptal

Islah

Düzeltme; davada tarafça düzeltme; iyileştirme; iyi bir hale getirme

Islahât

Düzeltme veya iyileştirme işleri

Islah Etmek

(bir şeyi) daha iyi bir duruma getirmek, düzeltmek, iyileştirmek.

Isnad

Bir şeyi veya bir işi, birisi için yaptı diyebilme; bir şeye dayandırma; yükleme

Istılâh

Terim

Istiane

Yardım isteme

Isticar

Kira ile tutma; kiralama

Isticvap

Sorguya çekme; sorguya çekilme

Istida

Dilekçe; arzuhal; emanet bırakma; himaye (korunma) talep etme

Istidlâl

Bir kanıta dayanarak, bir nesneden sonuç çıkarma; kanıt ile anlama

Istiglâl

Ipotek; ev, dükkân, tarla ve bunlara benzer taşınmazların geliri, karşılık gösterilerek rehine koyma

Istihap

Yanına almak

Istihdâf

Hedef tutma; amaç edinme; amaçlama

Istihdâm

Hizmete kabul etme; kullanma; çalıştırma

Istihkak

Hak istemek; hak ediş; bir şey üzerinde hak iddiasında bulunma

Istihlâk

Tüketim; kullanarak bitirme

Istihrâç

Çıkarma; çıkarılma; netice çıkarma; anlam çıkarma; anlama

Istihsal

Üretim; üretme; elde etme

Istikraz

Borç alma; ödünç alma

Istilzâm

Gerektirmek

Istimâ

Davada dinleme; yargıcın duruşmada iki taraf veya vekillerinin sözlü olarak ileri sürdükleri sav ve savunmaları ile,tanık ve bilirkişinin beyanlarını…

Istimâl

Kullanma

Istimval

Ilgililerin rızası olmasa bile yasa gereğince ve değer pahası karşılığında kişilerin mallarına el konulması

Istina

Dayanak; dayanma

Istinad

Dayanma; senet, delil sayma

Istinâd etmek

Dayanmak; bir şeyi dayanak(mesned) olarak almak

Istinkâf

Çekimser kalma; çekinme; geri durma; sakınma

Istinsah

Suret çıkarma

Istirdâd

Geri alma; alınma; geri isteme

Istisna

Ayrı tutma; kural dışı sayma

Isti'dâd

Kabiliyet; akıllılık; anlayış; yetenek

Is'af

Yerine getirme

Işgal

Tapu kütüğüne göre sahipsiz mal durumuna geldiği anlaşılan taşınmaz malları edinme yolu.

Işhâd

Şahit getirme; tanıklık ettirme; tanık gösterme

Işkâl

Zorlaştırma; güçleştirme

Iştigal

Meşgul olma; bir işle uğraşma

Iştirâ

Alım hakkı; satın alma hakkı; hak sahibine istediği zamanda bir şeyin malikinden, o şeyin mülkiyetinin kendisine kararlaştırılan bedel karşılığında…

Iştirâk

Katılma; ortak olma; ortaklık

Iştira hakkı

Hak sahibine, istediği zamanda, bir malın malik

Iş'âr

Bildirme; yazı ile bildirme; gösterme

Ita

Verme; ödeme

Itfa

Söndürme; ödeme; bir borcu, ödeme, takas, af gibi bir sebeple kapatma; sona erdirme

Itlâk

Salıverme; koyuverme; boşamak; demek; denilmek; tabir

Itmam

Tamamlama

ıttılâ

Öğrenme; bilgilenme; haberdar olma; tanıma

Ittıla Etmek

Öğrenmek, haberdar olmak.

Ittiba

Uyma; itaat etme

Ittihâd

Bir olma; birleşme; birlik

Ittihâz

Edinme; edinilme; kabul etme; sayma; tutma; alma

Ittisâl

Bitişme; kavuşma; yakınlık

Ivaz

Karşılık; bedel; eder; karşı bedel; mukabil eda; fiyat

Izaa

Kaybetme; yitirme

Izafe

Zammetmek; katmak; karıştırmak

Izale

Giderme; giderilme

Izale-i şüyuu

Herhangi bir malın kendisinin veya satılarak bedelinin paylaştırılması suretiyle, bu mal üzerindeki ortaklığın (paydaşlığın) giderilmesi.

Izhâr

Açıklama

Izrar

Zarar verme; zarara sokma.

Iztırâr

Zorunluluk; çaresizlik.

Iztırar

zorunluluk, çaresizlik, mecburiyet zorda kalma

Iztırar hali

Kişinin açlık,susuzluk hali nedeniyle yada mevcut bir tehlike nedeniyle;üçüncü kişiye verdiği zarardan dolayı sorumluluk durumuna ilişkin hukuki…

I'lâmât

Bir davanın mahkemece nasıl bir hükme bağlandığını gösteren resmi vesikalar; kararı bildiren belge

İade

Geri verme; geri çevirme; eski duruma getirme

iaşe

yedirip , icirme , besleme bakma

İbate

Bir yerde barındırma

ibka

kalmış, bırakılmış

İcar

Kira

icazet

Müsaade, ruhsat, mümeyyiz küçüklerin kendiliklerinden yaptıkları borçlandırıcı işlemleri velî veya vasîlerince sonradan verilen izin, müsaade.

icbar

Zorlama, zorunda bırakma, zorla bir işi yaptırma. Zorlama

icmal

özet

İcmâl

Özet, kısaltma, yorum

İctima

Toplantı, toplanmak, biraraya gelmek

İçtihat

Herhangi bir hukuki mesele hakkında hukuk alimlerinin fikir ve mütalâalarıdır.

İçtima

Toplanma,bir araya gelme, toplantı

İçtimai

Toplumsal

İddia

İleri sürülerek savunulan düşünce, sav.

ide

Düşünce, fikir.

İfrat

Herhangi bir konuda aşırı gitme, aşırılık

İfraz

Ayırmak, tefrik etmek.

İfsat

Karışıklık, düzeni bozma

İfşa

Açığa çıkarma, açığa vurma.

ifşa etmek

Afişe etmek , ortaya çıkarmak, ilan etmek , yaymak...

iftikar

Yoksulluğunu, fakirliğini açığa vurmak

iftira

bir kimseye gerçek olmayan, olumsuz bir durumu, bir suçu, amaçlı olarak, bilerek yükleme

iğfal etmek

Aldatmak, kandırmak, baştan çıkarmak

iğfal kabiliyeti

aldatma,kandırma yeteneği

İhraz

Kazanmak, elde etmek.

İhsas-ı Rey

1- Tarafını belli etmek 2- Hakimin devam etmekte olan davaya ilişkin görüşünü ( kararını ) belli ederek davanın seyrini etkilemesidir.

İhsas.

Kapalıca anlatım, hissettiriş.

İhtar

Uyarı, uyarma, bir şeyi birine anımsatma

İhtarname

Bir kişinin ya da kurumun hukuki boyutu olan durumlar için kanunlara, sözleşmelere ya da gelenek ve göreneklere dayanarak ilgili tarafa yazılı olarak…

İhticaca Salih Olmak

Yazılı bir belegenin delil olabilme gücüne sahip olması.

İhtilaf

Anlaşmazlık, çekişme. Aykırılık. Söz, tutum, durum ve davranışlarda birbirine aykırı ve muhalif olma. Çelişki.

ihtilâs

Nitelikli zimmet anlamına gelmekte olup zimmetin hile ya da aldatıcı bir yöntem ile gerçekleştirildiği durumlardır

İhtilat

Katılma, başkalarıyla ilişkilerde bulunma, haberdar yaşam.

İhtira

Bilimsel buluşlar üzerindeki haklar

İhtirazi Kayıt

Muayyen hakları kullanmak hususunda serbestisini muhafaza etmek isteyen tarafın bu hususta vaki beyanıdır. Taraflardan birinin sözleşmelerin ya da…

ihtisaren

Kısaca, özet halinde

İhtisas

Uzmanlık, uzmanlaşma.

İhtiva

İçine alma, içinde bulundurma, içerme

ihtiyari

İsteğe bağlı, seçmeli olan

ihtizaz

Titreşme, titreşim.

ihya

Yeniden canlandırma, çok iyi duruma getirme,geliştirme, güçlendirme.

İhzar

Hazır bulundurma, hazır hale getirme. Duruşmalarda hâkim önünde hazır bulundurma.

İka

Yapma, etme.

İkale

Bir hukuki muamelenin vücut verdiği bir vaziyeti, ikinci bir hukuki muamele ile eski haline getirmek demektir. İbraname bir borcun sona ermesi anlamına…

İkametgâh

Mesken, konut, ikâmet edilen yer. Bir kimsenin yerleşmek niyetiyle oturduğu yer. Herkesin bir tek ikâmetgâhı vardır. Tüzelkişilerin bazen birden çok…

İka etmek

genetik olarak insan ırkının ıslahı bilimiYapmak,etmek,oluşturmak.

İKBAL

Yüksek bir makama ya da iyi bir duruma erişme

İkmal

Eksik malzemenin tamamlanması,temin edilmesi.

İkmalen Vergi Tarhı

İkmalen vergi tarhı, her ne şekilde olursa olsun bir vergi tarh edildikten sonra bu vergiye müteallik olarak meydana çıkan ve defter, kayıt ve…

ikrah

Korkutma, tiksinme, iğrenme Korkutma Bir kimseyi yapmak istediği şeyi yapmamaya, yapmamak istediği şeyi yapmaya korkutarak zorlamak

İkrar

Aleyhine hukuki neticeler husule getirebilen maddi veya hukuki bir vakıanın doğruluğunu tasdiktir.

ikraz

Borç verme ;ödünç verme.

İkrazat

Borç verme, Borçlar.

iktibas

1.Ödünç alma. Alıntı. 2.Yabancı hukukun tamamen ya da bazı kanunlarının olduğu gibi veya değiştirilerek kabulüdür. Benimsenen hukukun, benimseyen ülke…

iktiham

(Bir zorluğu) giderme, kaldırma, yenme; (olumsuz bir duruma) dayanma, katlanma

İktisap

Bir şeyin mülkiyetini elde etmek demektir.

İktizâ

Gerek;lüzüm.

ilânihaye

Sonsuza değin, sonsuza kadar

ilanihaye

Sonsuza kadar.

İlga

Kanun, tüzük veya yönetmeliklerin yeni bir kanun, tüzük veya yönetmelikle yürürlükten kaldırılmasıdır.

ilhak

Kendine bağlama, kendine takma

İlliyet bağı

Nedensellik bağı; bir neden ile ortaya çıkan sonuç arasındaki ilişki.

illiyet rabıtası

nedensellik bağı

İLMÜHABER

Birinin yer,hal,medeni durum vb şeylerini gösteren resmi belge. Bir şeyin teslim alındığını gösteren belge,alındı kağıdı

İltibas

Karistirilma; benzeşim; karışıklık.

İltica

sığınma

İltihak

Başka devletler tarafından imza edilmiş bulunan bir muahedeye iştirak etmek isteyen diğer bir devletin müracaat ettiği hukuki muameleye denir.

iltimas

Kayırma, ayrıcalık gösterme

iltisak

Kavuşma, bitişme, birleşme, bağlantı Kavuşma, birleşme, bitişme. Kavuşma, bitişme, birleşme

İlzam

Bir şeyi lazım kılmak.

imhal

Mühlet verilmesi,süre verilmesi, erteleme. Mühlet vermek

imhal etmek

Mehil vermek, Süre vermek, Sonraya bırakmak

İmtiyaz

Farklılık, ayrıcalık. Başkalarına tanınmayan özel, kişisel hak veya şart, ayrıcalık

İmza

Kendi ismini veya kendine ait bir işareti, kendisinin kabullenerek yazması.

indelhace

İhtiyaca binaen, ihtiyaca göre

İnfial uyandırmak

Kızgınlığa yol açmak, öfke yaratmak

İnfisah

Akdin kendiliğinden ortadan kalkmasıdır.

İnha

Birini resmi bir göreve atamaya ya da bir üst aşamaya getirmeye ilişkin, ilgili makama yazılmış öneri yazısı.

İnhisar

Tekel

inhisari

Kendi başına, tekelli

İnikad

Akdin kuruluşunu ve hukukî varlık kazanmasını ifade eden İslâm hukuku terimi

İnkılâp

Devlet eliyle memleketin içtimai hayatının ve müesseselerinin makul ve ölçülü metotlar ile köklü bir surette yenileştirilmesi.

insicam

bir düzeye gitme; düzgün söz; düzgünlük; tutarlılık

İnsiyak

İçgüdü

İntaç

Sona erdirme, bitirme

İntibak

Bir durum ya da çevreye uyma, uyum; uyarlama, uyarlanma. Bir duruma, bir ortama ya da çevreye uyma, alışma.

İntihab

Seçme,seçilme,seçim.

intihal

Aşırma, bilgi hırsızlığı Aşırma (hırsızlık), başkasına ait düşünce, görüş, bilimsel eser, yazı ve dizelerin, kaynak gösterilmeden kendisine aitmiş gibi…

İntişar etmek

Yayılmak, çıkmak, yayımlanmak.

intizam

Düzenli, düzgün olma.Düzen, çekidüzen

İntizar

Bekleme, gözleme

iptida

Başlangıç, ilk

iradi

1.Dışsal bir zorlama olmaksızın, kişilerin iradeleri sonucu olarak ortaya çıkan 2.İradeli, istençli 3.(Osmanlı Dönemi) iradeden gelmiş. Konulmuş,…

İrad Senedi

Bir alacak nedeniyle üzerinde gayrimenkul mükellefiyeti kurulan bir taşınmazın değerinin, taşınmazdan ödenmesi gerekli bir para borcu biçiminde…

İrtihal

Göçme, ölme

İrtihan

Rehin olarak alma, alınma.

irtikâb

Bekleme, gözleme. Bir işe girişmek

irtikâp

Kötü iş yapma, kötülük etme. Yalan söyleme, hile yapma.

irtikap

menfaat sağlama Kötü iş yapma, kötülük etme Yiyicilik. Yalan söyleme, hile yapma.

islah

Taraflardan birisinin davada yapmış olduğu bir usul işlemini kısmen veya tamamen düzeltmesidir.

İsnad

Bir şeyi veya bir işi, birisi için yaptı diyebilme, bir şeye dayandırma, yükleme.

isnat

Bir düşünceyi, bir konuyu bir kişi veya sebebe dayandırma, yükleme, atfetme Bir düşünceyi, bir konuyu bir kişi veya sebebe dayandırma, yükleme,…

isticvab

Bir tarafın kendi aleyhine olan belli bir veya birkaç vakıa hakkında mahkeme/hakim tarafından sorguya çekilmesi (dinlenmesi) demektir.

İsticvap

Sorguya çekme.

isticvap name

Yapılan sorgulamanın yazıldığı kağıt

istida

1.Dilekçe, arzuhâl. 2.Emanet bırakma , himaye talep etme.

istifham

Soru;

İstihkak

Kazanılan şey, hakedilen.

İstihlaf

Mirasçı murisin haklarını ve borçlarını istihlaf eder. ( ardıl (halef) olma. )

istihlak

Tüketim

İstihsal

Üretim; üretme; elde etme

istihza

alay, ironi

İstikak

İspat davası

İstikraz

Ödünç alma, borç alma.

istikşaf

Araştırma Aslını anlamaya çalışma, keşfe çalışma, keşif çalışması yapma

İstikşafi

Keşif, tanıma amaçlı görüşme

İstiktab

Söyleyip yazdırma, yazısını kontrol etmek için bir kimseye bir kaç satır yazı yazdırma.

İstiktap

tarafı sorguya çeken yargıcın yeteri kadar ikna olmaması durumunda,senedi imza ettiği iddia olunan tarafa yazı yazdırması,imza attırması; yargıç,…

İstima

Davada dinleme,yargıcın duruşmada iki taraf veya vekillerinin sözlü olarak ileri sürdükleri sav ve savunmaları ile tanık ve bilirkişinin beyanlarını…

İstimrar

Sürüp gitme, süreklilik.

İstimval

Devletin,olağanüstü durumlarda ilgililerin rızası olmasa bile yasa gereğince ve değer pahası karşılığında kişilerin elindeki mallara el koyması

istinabe

Davanın görülmekte olduğu mahkemeye gönderilmek üzere başka bir yerde bulunan bir tanığın, tanığın bulnduğu yerde ki mahkeme tarafından ifadesinin…

istinaden

(bir görüşe, gerekçeye) dayanarak, güvenerek, dayanılarak, dayandırarak. Bir görüşe, bir düşünceye dayanarak, güvenerek. Bir görüşe, gerekçeye…

İstinkaf

Sakınmak

İstirdad

bir şeyi sahibine iade etmek ve geri ödemek

İstirdat

Geri almak.

İstisna

Ayrı tutma; kural dışı sayma.

İstisna Akdi

Yüklenicinin (müteahhidin), ücret karşılığında, iş sahibi için eser ortaya çıkarmayı borçlandığı sözleşme; eser sözleşmesi.

İstişare

Danışma

istişare etmek

Danışmak

istivcap

Bir tarafın kendi aleyhine olan belli bir vakıa hakkında mahkeme tarafından dinlenmesi anlamına gelmekte olup, davanın aydınlatılmasına katkıda bulunan…

İstizag

Herhangi bir konuda açıklayıcı bilgi isteme, bir sorunun açıklanmasını isteme.

İstizah

Açıklama istemek Herhangi bir durumla, sorunla ilgili olarak açıklayıcı bilgiler isteme. 1.Herhangi bir durumla, sorunla ilgili olarak açıklayıcı…

istizan

bir şeyi yapmak için izin alma, izin isteme, yetki isteme

İşar

Yazı ile bildirme.Yazı ile haber vermek. Anlatmak, bildirmek.

işbu

Bu, özellikle bu, tam olarak bu. Bu, özellikle bu.

İşkal

Güçleştirme,zorlaştırma, çetinleştirme,müşkilleştirme

işmam

Hafif olarak duyurmak, koklatmak. Hissettirmek

İştibah

Şüphelenme,şüphe,kuşkulanma:kuşku

İştira

(iştirâ) - alım hakkı; satın alma hakkı; hak sahibine istediği zamanda bir şeyin malikinden, o şeyin mülkiyetinin kendisine kararlaştırılan bedel…

İştirak

Ortaklık, ortak olma, paydaşlık.

İş'ar

Yazı ile haber vermek. Anlatmak, bildirmek.

İta Amiri

Satın alımlarda ihale ve ödeme onayı için imza yetkisine haiz kamu görevlisi Ödemeye yetkili görevli

İtfa

Ödeme

itham

Suçlama, Suçlu görme.

İtidal

Ölçülülük; aşırı olmama; orta olma; ılımlılık

İtikaf

Bir yere çekilip ibadet etmek.

İtiyadi

Tekrarlanan, Alışkanlık haline gelen

itiyat

Alışkanlık, Huy

İTİZAR

Kusurunu beyan edip af dileme

İtlaf

Öldürerek ortadan kaldırma, yok etme, öldürme

ittiham

Suç altında bulunmak, Suçlamak. Töhmet altında olmak, Suçlandırmak.

ittihaz

kabullenmek

ittihaz etmek

Saymak, tutmak, ... olarak görmek.

İttisâl

bitişme; kavuşma; yakınlık. "

İvazlı İktisap

Bir malın mülkiyetinin veya bir menkul değerin, bir kişiden bir başka kişiye, karşılığında herhangi bir bedel (ivaz) sağlanmadan veya öngörülmeden,…

İvazsız tasarruf

Herhangi bir karşılık alınmadan yapılan bir hukuki işlemlerdir. Borçlu tarafın herhangi bir kazanımı olmadan alacağından feragat etmesini, miras…

ivedi

Acele , çabucak... Acele

İyi niyetli 3. kişi

Bir hakkın kazanılmasında iyi niyeti hukuk düzeni tarafından korunan kişidir

izahtan vareste

Açıklanmaya gerek olmayan, apaçık ortada olan.

İzale

Giderme, sona erdirme

İzale i Şüyu

Ortaklığın giderilmesi davası

izale'i şüyu

herhangi bir ortak malın ortaklar arasında paylaşılamaması sonucunda mahkeme yolu ile satılması ve paylaşılmasıdır. Paydaşlığın giderilmesi de denilebilir.

İzale-i şuyu

Ortaklığın giderilmesi,ortaklığa son verme

İzdivac

Evlenme

İzinsiz defin

Ölen kimsenin yasa dışı gömülmesi işlemi. İlgili yer Mezarlıklar Müdürlüğünde kayıt yapılmadan ve yine bu kurumdan izin alınmadan yapılan defin işlemidir.

Kaanî

Kanaat eden; yeter bulup fazlasını istemeyen; inanmış; kanmış

Kaasır

Zorla işleten; kısa

Kabil

Kabul eden; kabul edici; olan; olabilir

Kabili rücu

Dönülebilir

Kabl-el-işgal

Işgalden önce

Kabul

İcabın karşı tarafça olumlu biçimde cevaplandırılması.

Kabz

Alma; elde tutma; edinme

Kabzeylemek

Almak; elde tutmak; edinmek

Kadîm

Çok eski zaman; eski

Kadim

Başlangıcı geçmişin derinliklerinde bulunan, pek çok eskiye uzanan, öncesiz

Kadirşinas

Değerbilir, İyilikbilir.

Kadri maruf

Takdir edilen miktar.

Kadük olma

Değer yitimi.

Kâffe

Hep; bütün; cümle

Kâfi

Yeter; yeterli

Kagir

Taş veya tuğladan imal edilmiş yapı; kargir.

Kahir Ekseriyet

Ezici Çoğunluk

Kaide

Kural; usul; ilke; prensip; esas; temel;yol; taban; ayaklık

Kaim

Başka bir şeyin ya da kişinin yerine geçen

Kâim

Başka bir şeyin ya da kişinin yerine geçen.

Kaime

Kağıt para

Kain

bulunan, olan.

Kalbetme

Değiştirme; çevirme

Kal'

Koparma; sökme; çıkarma; çıkarılma; temelinden çekip alma

Kambiyo senetleri

Poliçe, çek ve bonodan ibarettir.

Kambiyo taahhüdü

Ticari bir senet üzerine imza koymak suretiyle doğan soyut borç.

Kamulaştırma

Devlet veya kamu tüzel kişilerinin, kamu yararının gerektirdiği durumlarda ve karşılığını (bedelini) peşin ödemek koşuluyla, özel mülkiyette bulunan…

Kamus

Sözlük

Kamus-i Türki

Türkçe sözlük

Kamu düzeni

Bir ülkedeki kurum ve kuralların, devletin güvenliğini, kamu hizmetlerinin iyi işlemesini ve bireyler arasındaki ilişkilerde huzuru, hukuk ve ahlak…

Kamu haczi

Devletin, Vergi Usul Kanunu kapsamına giren vergi, resim, harç ve bunlara bağlı ceza, faiz ve zamlar ile kamu hizmetleri uygulamasından doğan ve…

Kamu hakları

Şahıslar ile devlet arasındaki ilişkiyi düzenleyen hukuk kurallarından, yani kamu hukukundan doğan haklardır.

Kamu hizmeti

Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri tarafından veya bunların gözetimi ve denetimi altındaki diğer kişilerce, kamunun genel ve ortak gereksinimlerini…

Kamu hukuku

Devletin örgütlenmesi, faaliyetleri, yetki ve görevleri ile devletle kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk dalı.

Kamu malları

Özel mülkiyete konu olamayan ve doğrudan doğruya kamunun (halkın) yararlanmasına ayrılan mallar.

Kamu tüzel kişileri

Tamamen kamu yararının gerçekleşmesi için çalışan ve kamu gücü kullanan, kanunla veya kanunun verdiği açık yetkiyle kurulan kamu idare ve kurumları.

Kamu Yararı

Kamunun, ulusal birliğin ve devletin gereksinimleriyle ilgili ve bunlara uygun olan durum.

Kanaatbahş

Inandırıcı

Kani

Kanmış, inanmış

Kanun

Anayasanın yetkili kıldığı organ tarafından bir şekilde ve bu ad altında tespit edilmiş bulunangenel, sürekli ve soyut hukuk kurallarıdır.

Kanuni müşavir

Vesayet altına alınmasına gerek olmayan ancak fiil ehliyetinden kısmen mahrum edilmesi kendi yararına olan reşit kimseye, bazı işler için görüşü…

Kanuni şuf'a hakkı

Kanundan (müşterek mülkiyet hakkından) doğan ve hissedarlık (paydaşlık) devam ettiği müddetçe varlığını koruyan, hak konusu şeyin bir üçüncü kişiye…

Kanun hükmünde kararnameler

TBMM' nin bir kanunla yetki vermesi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından belli konuları düzenlemek amacıyla çıkarılan yazılı hukuk kurallarıdır.

kanun sözcüsü

savcı

Kanun tasarısı

Nakanlar kurulunun hazırlayarak TBMM ' ne sunduğu kanun projeleridir.

Kanun-i Esasi

"Temel Kanun" ya da Anayasa anlamındadır. Osmanlı Devleti'nin ilk ve son anayasası 23 Aralık 1876'da ilan edilmiş, 1878'de II. Abdülhamit tarafından…

Karabet

Yakınlık

Karâr-gîr

Kararlanmış; kararı verilmiş; karara bağlanmış

Kârine

Ipucu; belirti; bilinen bir olgudan bilinmeyen bir olgunun (sonucun) çıkarılması

Karine

ipucu; belirti; bilinen bir olgudan bilinmeyen bir olgunun (sonucun) çıkarılması; aksi ispatlanana kadar kabul edilen.

Karineyi hal

Duruma göre

Karye

Köy

Karz

Ödünç

Kasıt

Uygun olmadığını bilerek yapılan eylem.

Kast

Kanunun suç saydığı bir eylemi ve onu meydana getirecek hareketin sonuçlarını bilerek ve isteyerek işlemek iradesi

Katılan

Verilecek karar sonrasında itiraz ve diğer hakları talep eden müşteki veya mağdur

Katibi adil

Noter

Kâtib-i adil

Noter

katib-i adil

noter

Katip

Yazıcı,daktilograf,yazman.

Katiyet kesbetmek

Hale gelmek

Kat maliki

Bağımsız bölümler üzerinde kurulan kat mülkiyeti hakkına sahip olan kişi.

Kat malikleri kurulu

Kat mülkiyetine konu taşınmazdaki bütün kat maliklerinin oluşturduğu kurul.

Kat'

Kesme; kesilme; karar verme; sona erdirme

Kavâid

Kaideler; usuller; kurallar; yasalar

Kavi

Kuvvetli

Kaynak hakkı

Hak sahibine, bir başkasının arazisindeki kaynağın sularını almak ve kendi arazisine akıtmak (kullanmak) yetkisi veren bir irtifak hakkı.

Kayyum

Belirli bir işin görülmesi ya da bir malın veya malvarlığının yönetilmesi için sulh mahkemesince atanan kişidir.

Kazaî içtihatler

Mahkemelerde vermiş oldukları kararlarda bir sorunun çözümlenmesiyle ilgili olarak kabul edilmiş olan ilkelerdir

Kazaî karar

Yargısal karar

Kazaî tefsir

Yargısal yorum

Kazai rüşt

15 yaşını bitirmemiş olan mümeyyiz bir küçüğün, ana ve babasının muvafakatiyle mahkemece reşit kılınması

Kazanılmış Hak

Yürürlükte olan hükümlere göre bir kimse yararına sabit olan hak, müktesep hak, hakkımüktesep.

Kazara

İstenmeden ;kaza sonucu; kazaen

Kaza-î merci

Yargı organı; mahkeme

Kaza-i taksim

Ortakların kendi aralarında anlaşarak ortak mallarını paylaşamama durumunda ortaklığın giderilmesi talebiyle mahkemeye başvurmaları ile açılan dava…

Kaziyye-i muhkeme

Kesin hüküm

Kazuistik

Önceden görülebilecek sorunları belirleyip bunlara ilşkin ayrıntılı çözüm üretme (juristische kasuistik = her hadiseyi hususiyeti zaviyesinden…

Keenlemyekun

Yokluk; Bir hukuki işlemin hüküm doğurması için uyulması gereken temel ve biçim koşullarından birinin bulunmaması hükümsüzlük.

Keenlemyekün

Sanki hiç yokmuş gibi, sanki hiç olmamış gibi.

Keff-i yed

Elçekme; vazgeçme; karışmama

Kemâl

Olgunluk; tamlık; eksiksizlik

Kerhen

Iğrenerek; istemiyerek; hoşlanmıyarak; zorla; zoraki

Kesb

Çalışıp kazanma; edinme

Kesbetmek

Kazanmak; edinmek; sağlamak

Kesinlik Sınırı

İstinaf ve temyiz kanun yollarına başvurulabilmesi için kanunla öngörülmüş olan parasal sınırlardır.

Keşide

Bir çek veya poliçenin düzenlenerek imza edilmesi ve ilgiliye gösterilmek üzere lehtara veya hamile verilmesi işlemi

Keşideci

Çek veya poliçeyi, düzenleyerek ve imza ederek, muhataba ya da lehdara yapılacak ödeme için, ödeme emri veren gerçek ya da tüzel kişidir.

Keşide etmek

Çek, bono, poliçe, senet gibi değerli kağıt hükmündeki belgeleri doldurmak, düzenlemek veya imzalamak.

Keşif

Bir olay veya durumun oluş sebeplerini anlayabilmek için yerinde inceleme yapma

Ketmetmek

Gizlemek; saklamak; sır tutmak

ketmetme (ketm)

saklama, bir haberi sözü, gizli tutma

ketmi verese

mirasçılığın gizlenmesi: Hasımlı veraset ilamı alınmak üzere açılacak bir dava ile, miras bırakanın tüm mirasçılarının belirlenmesi ve davacının bu…

Keyfiyet

Iş; durum; mesele

Kezailik

Aynı şekilde

Ke-en-lem-yekün

Sanki yokmuş; hiç yokmuş; hiç olmamış gibi

Kısas

Bir suçluya ceza olarak, başkasına yaptığı kötülüğün aynısını verme, uygulama.

Kıstâs

Ölçü; ölçüt

Kıstelyevm

Göreve gelinmediği veya geç gelindiği için maaş veya gündelikten kesinti yapılması.

Kışlak

Kışın hayvanların yayılıp otlamasına uygun yer. Bir veya birkaç köy ya da beldeye, ayrı ayrı veya ortak olarak, kış mevsiminde hayvanlarını…

Kıyâs

Karşılaştırma; oranlama; örnekseme

Kıyas

Kanunda açıkça yazılmayan bir fiilin, kanunda suç olarak tanzim edilen bir fiile benzetilerek cezalandırılması anlamına gelmekte olup maddi ceza…

Kıymetli Evrak

Kısaca, kıymetli evrak, hakkın senede bağlı olduğu ve hakkın senetsiz olarak ileri sürülemediği ve devrinin mümkün olmadığı,içerdikleri hakkı temsil…

Kişi

Hak sahibi varlık

Kişisel haklar

Kişinin maddi ve manevi tüm varlığı ile ilgili bulunan ve bu varlığın serbestçe geliştirilmesi amacına yönelik olan hak ve hürriyetlerdir

Kitab'ül-icare

Icar kitabı; Mecelle'de kira bölümü (faslı)

Kloz

Sigorta sözleşmelerinin kapsamını genişleten veya daraltan özel şartları ihtiva eden ek maddelerdir.

Kodifikasyon

Kodifikasyon, yayımlanan mevzuatın derlenip toplanması ve mevzuatta yapılan değişikliklerin ilgili ana mevzuata işlenmesi faaliyetidir.

Kod Kanun

Bir alanda yeni baştan düzenleme yapan kanundur. Örneğin 1983 tarihli ve 2872 Sayılı 'Çevre Kanunu' bir kod kanun, bu Kanunda değişiklik öngören…

Kolektif

Birçok kimseyi ya da nesneyi içine alan; birçok kişi ve nesnenin bir araya gelmesi sonucu olan.

Kollektif şirket

Ticari bir işletmeyi ticari ünvan altında işletmek üzere hakiki şahıslar arasında kurulan ve ortaklardan hiçbirinin sorumluluğu sınırlanmamış olan…

Kolluk

Soruşturma işlemlerini yapan ve kanunlarda belirtilen güvenlik görevlileri

Komşu

İsim; konutları yakın olan kimselerin birbirlerine göre aldıkları ad sıfat; sınır ortaklığı bulunan, mücavir.

Konişmento

Konşimento, ya da taşıma senedi (bill of lading) üzerinde yükleyici, alıcı,ihbar mercii den başlıyarak her türlü bilginin yeraldığı kıymetli evraktır.

Konsinyasyon

mal satışları bazı hallerde doğrudan doğruya yapılmaz. Bir kişi aracılığıyla olur. Mal aracının deposuna, bir banka deposuna, umumi mağazalara veya…

Kontrat

Mukavele; sözleşme

Konvansiyon

Genellikle bir gelenek biçimini alan, üzerinde anlaşmaya varılmış, şart koşulmuş veya genel kabul görmüş standartlar, normlar, sosyal normlar veya…

Kriter

Kıstas; ölçüt; ölçü

Kronoloji

Olayların zaman sırasına göre dizilişi, Tarihî olayların zaman sırasına göre oluşumunu inceleyen ilim

Kubbealtı

Topkapı Sarayında vezirlerin devlet işlerini görmek üzere toplandıkları yer.

Kulis

Bir işin bilinmeyen yönleri; meclis koridoru; Tiyatro sahne arkası

kuvertür

Sigorta hukukunda teminat.

Kuvvei müsellaha

Güvenlik kuvvetleri

Kuyûd

Kayıtlar; bağlar; deftere geçirmeler

Külfet

Sıkıntı; zorluk; yük; zahmet; eziyet

Külli

Bütün, tmle ilgili

Külliyat

Hakkında yazılan tüm eserleri barındıran dizi

Küsur

Artık

Küşad

Açma; işletmeye açmak

Kütüb

Kitaplar

Laakal

En az

Lâfz (lafız)

Söz

Lağvetmek

1- Bir kuruluşu kaldırmak, işleyişine son vermek. 2- Hükümsüz kılmak, feshetmek, dağıtmak.

Lâhik

Yetişen; ulaşan; eklenen; sonradan tayin edilen; yenisi

Lahiya

Gerekçeli karardan sonra verilen itiraz.

Lalettayin

Rastgele, gelişigüzel, sıradan

Lâübâlî

Ilişiksiz; kayıtsız; saygısız; senli benli

Layiha

Dilekçe; yazılı dilek; istek; tasarı

Layüsel

Kendisinden hesap sorulamayan,sorumsuz

Lâ-akall

En azından; daha aşağı olmaz

Lâ-yete gayyer

Sabit; değişmez; bozulmaz

Lâ-yüs'el

Yaptığından sorumlu tutulmayan, yaptığı hakkında soru sorulmayan

Lede-l-hâce

Hacet,ihtiyaç görüldüğü zaman

Leh

Bir şeyden veya bir kimseden yana olma, aleyh karşıtı

Lehdar

yararlanan. sigortadan faydalanan gerçek ya da tüzel kişi veya kişilerdir.

Lehtar

Senet üzerinde adı yazılı olan kişi. Hamiline veya emrine yazılı senetlerde ise lehtar senedi elinde bulunduran ya da emrinde tutan kişidir

Levâzım

Gerekli şeyler; malzeme; malzemeler

Levazım

Gerekli olan şeyler, gereçler.

Levvam

Çekiştiren, dedikodu yapan, başa kalkan

Liberal

Kişi özgürlükleri, düşünce özgürlüğü ve siyasi özgürlükler yanlısı kişi; başkalarına karşı hoşgörülü olan kimse, hoşgörüye dayanan tutum.

Literal

Kelimesi kelimesine, her şeyi harfi harfine yerine getiren, yalın sade.

Literatür

herhangi bir bilim dalinda yazilmiş olan yazi veya eserlerin bütünü.

Livâ'

Bayrak; mülkî idarede kazâ ile vilâyet arasında bir derece; sancak

Liyakat

Layık olma, yaraşırlık, uygunluk, değim 1.layık olma, yaraşma, yaraşırlık, uygunluk. 2.yeterlilik, yetenek

Lükata

Buluntu; sokakta bulunup alınan sahibi belli olmayan şey.

Maada

…başka

Maarif

Tahsil ile elde edilen ilim, malûmat, bilgi. meharet. üstadlık. hüner.

Madde-i sabıka

Yukardaki hükümler; geçen hükümler; daha önce anılan maddeler

Maddi edim

Borçlunun malvarlığı ile ifa edeceği edim türü

Maddi Gerçek

Gerçeğin delillerle canlandırılması.

Maddi Hata

HMK`nın 304. maddesine göre düzeltilebilecek “yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar”, olayın gelişinden ve dosyanın incelenmesinden bir…

Maddi mal

Taşınır ve taşınmaz mallar gibi fiziksel varlığı olan, gözle görülüp elle tutulabilen mal.

Madersahi

Anaerkil

Madrûb

Dövülmüş; darbolunmuş; vurulmuş

Madun

Alt aşamada bulunan, birinin buyruğu altında görevli,Ast.

Mafevk

Üst

Mağdur

Haksızlığa uğramış

Mağsûb

Gasbedilmiş; zorla alınmış mahal yer

Mahakim

Yargı Kurumları, Mahkemeler

Mahalli hukuk

Yöresel dar hukuk.

Mahalli idareler

Köy, kasaba ve şehir adı verilen belli yerleşim alanlarındaki mahalli ihtiyaçları gidermek üzere çeşitli kamu hizmetlerini yürütmekte olan kuruluşlardır

Mahcur

Vesayet altına alınmış kişi; kısıtlı

Mahcuz

Haczedilen; hacizli; üzerine haciz konulmuş

Mahdut

Sınırlanmış; tahdit edilmiş

Mahfuz

Saklı; gizli

Mahir

Becerikli - İşinin Ehli.

Mahiyet

Nitelik; bir şeyin aslı, esası, içyüzü

Mahlûl

Hallolunmuş; çözülmüş; mirasçısı bulunmayan ve hükümete kalan

Mahluliyet kararı

Mirasçısı olmadığı için mal varlığının Devlete kaldığına dair mahkeme kararı.

Mahpus

İradesi dışında, bir mekanda tutulan, hapsedilen

Mahrukat

Yakacak,yakıt.

Mahrum

Yoksun; dilediğini, istediğini elde edemeyen

Mahsulât

Mahsuller; ürünler

Mahsup

Hesap edilmiş; hesaba dahil edilmiş

Mahsup etmek

Borcunu alacağından düşmek

Mahsus

Özgü; özel; müstakil; özel olarak

Mahzar

Erişen, ulaşan.

Maiyet

Üst görevlinin yanında bulunan kimseler, alt kademedekiler.

Makable Şamil

Geçmişe uygulanan, geçmişe şâmil olan.

Makable şâmil

Geçmişe dokunan; geçmişe etkili olan; geçmişteki olayları da etkileyen

Makable Şümul

Bir yasanın kabul ediliş tarihinden önce gerçekleşmiş suçlara uygulanmamasını sağlayan bir hukuk kuralıdır. Yeni yasanın geçmişe uygulanması, ancak…

Makable teşmil

Bir hükmün etkisinin geriye yürütülmesi

Makaddim

Takdim eden dilediğini öne alan ve ileri geçiren,her şeyi yerli yerine koyan demektir.

Makrûn

Yakınlaştırılmış; yaklaştırılmış; yakın; ulaşmış

Maksûr

Kasrolunmuş; kısıtlanmış; kısıtlı

MAKSUT

KAST EDİLEN- İSTENİLEN GÜDÜLEN AMAÇLANAN.

Maktu

Götürü; belirli; miktarda; değeri biçilmiş; pazarlıksız

Maktul

Kasten öldürülen kişi. Ölen,öldürülmüş kişi

Makul

Akla Uygun- Mantıklı- Ölçülü.

Makule

Çeşit; tür; soy

Mal

Hakikî veya hükmî bi kimsenin mülkiyeti altında bulunan, taşınır veya taşınmaz varlıkların bütünü (Varlık, servet, para, ticaret eşyası gibi.)

MALEN SORUMLU

Yargılama konusu işin hükme bağlanması ve bunun kesinleşmesinden sonra, maddi ve mali sorumluluk taşıyarak hükmün sonuçlarından etkilenecek veya…

Malik

Mülkiyet hakkı sahibi; bir şeye sahip olan kişi. bir malın sahibi

malpraktis

bilgisizlik, tecrübesizlik ya da hekimin hatasından dolayı hastanın zarar görmesi

Malumat

Bilgi

Malumatfuruş

Bilgiçlik taslayan

Malumat-i zaruriyye

Zorunlu bilgi

Malül(ma'lul)

Hastalıklı, sakat, bozuk veya eksik.

Mal birliği

Eşlerin, (evlilik sözleşmesinde birliğe dahil olmayacaklarını belirttiği mallar istisna olmak üzere) evlenme zamanında her birinin malik olduğu ve…

Mal Ortaklığı

Eşlerin, ortaklığa girecek mal ve gelirleri sınırlandırmamış olduğu ve bunlar üzerindeki mülkiyet hakkını ortaklaşa kullanarak hiçbir payında…

Mamafih

Bununla birlikte, durum böyleyken manalarına gelir

Mamelek

Malvarlığı

Mansub

Atanmış; nasbolunmuş

Marazı Akliye

Akıl Hastalığı

Marifetiyle

Yoluyla;aracılığıyla

MARUF

BİLİNEN, TANINAN

Maruz

Arzolunmuş; bir şeyin karşısında etki altında bulunan

Masarif

Masraflar; giderler

Maslahat

Emir; buyruk; madde; husus; dirlik düzenlik; iş

Masrûf

Sarfedilmiş; harcanmış

Matbu

Basılı; basılmış

Matlab

Talep olunan; istenen şey

Matlubat

Alacaklar; istenen şey

Matlup

İstenilen şey. alacak. muhasebe kayıtlarında alacaklı hesabın yer aldığı taraf. muhasebe kaydının sol tarafı.

Matrah

Bir verginin miktarını belirtmek için esas alınan değer.

Matuf

Yöneltilmiş; yönelik

Mazarrat

Zarar; zararlar; zarar verici; zarar verme

Mazbata

Tutanak

Mazbut

Düzenli, düzgün, beğenilen. Ele geçirilmiş, zaptedilmiş.

Mazbut vakıf

Yönetimi devlet tarafından ele alınmış vakıf

Mazhar

Erişen; bir şeyden yararlanma; ulaşma

Mazireti sahiha

Gerçek engel

Mazmûn

Ödenmesi gereken şey

Maznun

Zanlı; sanık

Mazruf

Zarf içine konmuş, zarflı.

Mazul

İşinden çıkarılmış, kovulmuş, azledilmiş.

Ma'dûd

Sayılı;

Meail

Sorunlar

Mebaliğ

Meblağlar; tutarlar; ganimetler; paralar

Mebânî

Binalar; yapılar

Mebde

Evvel;başlangıç; prensip; ilk unsur

Mebi

Satılan şey

Meblâğ

Para tutarı; akçe

Mebnî

Buna dayanan; ....den dolayı; ......den ötürü; bu sebeple; bu yüzden; üzerinde kurulu

Mebni

Üzerine binâ edilmiş,oturtulmuş,dayanmış,dayanarak.

Mecâri

Su yolları; akıntı yerleri; su yatakları; mecralar

Meccanen

Parasız olarak, bedava, ücretsiz; beleş, karşılıksız

Meccanî

Parasız; bedava

Mecelle

Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye veya kısaca Mecelle, 1868-1876 yılları arasında Ahmet Cevdet Paşa başkanlığındaki bir komisyon tarafından derlenen İslami özel…

Mecmu

Toplam, yığılmış, bir araya getirilmiş.

Mecmuu

Tümü; tamamı; hepsi

Mecra

Bir işin gidiş, oluş yolu; akarsu yatağı; su yolu

Mecruhiyet

Yaralama

Mecur

Kiralanan şey kiraya verilen mal , eşya

meczum

anlaşılan

Mecz Etmek

Kendinde bir araya getirmek, içine almak.

Meçhul

Bilinmeyen; tanınmayan

Meçzum

Anlaşılan

Medar

Dayanak; yardım; elverişli

Medarı tatbik

Uygulanabilir

Medar-ı Mesuliyet

Bazı suçlardan sorumlu tutulma sebebi

Medih

Övgü- Övme

Medlûl

Delillendirilmiş; delil getirilmiş şey; bir kelimeden veya işaretten anlaşılan

Mefhum

kavram,bir sözün ifade ettiği anlam

Mefhumu muhalif

Karşıt kavram

Mefruğunbih

Devir konusu şey

Mefruğunleh

Kendisine bir şey ya da hak devrolunan kimse

Mefruşat

Döşeme; ev eşyası.

Mefsuh

Feshedilmiş

Mehaz

Bir eser yazılırken başvurulan kaynak, su akacak yer, su mecrası

Mehil

Süre; önel

Mekr

Hile yapmak, aldatmak

Mektum

1-Saklanan, gizlenen, saklı, gizli. 2-Resmi kayıtlara geçirilmeyen, devletten kaçırılan.

Melhuz

Muhtemel; gerekebilecek; umulur; beklenir

Memalik

Ülke

Memât

Ölüm,vefat

Memnu

Menedilmiş; yasaklanmış; yasak

Memnuiyet

yasak edilme durumu, yasaklanma.

Memur

Kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri yapmak üzere atanmış olan kişilerdir.

Men

Yasak etme; bırakmama; durdurma; esirgeme; vermeme; önleme

Menâfi

Menfaatler; yararlar; çıkarlar

Menafil

Yararlar

Menba'

Kaynaklar; çıkış yeri

Menfaati amme

Kamu yararı

Menfî

Olumsuz

Menfii Tesbit

Borçlu olmadığının tespiti

Menfi edim

Borçlunun bir şeyi yapmamak şeklinde icra edeceği edim türü.

Menfi Zarar

Olumsuz zaradır.

Menfur

Nefret edilen, tiksinilen

Menkul

Taşınır; taşınır mal

Menkuz

Bozulan

Menşe

Kaynak; kök; başlangıç

Men etmek

Engellemek; yasaklamak

Mera

Bir veya birkaç köy veya beldeye ayrı ayrı veya ortak olarak,hayvanları otlatmaları ve otundan yararlanmaları için tahsis edilen veya öteden beri bu…

Merbut

Bağlı

Merci

Başvurulacak yer veya makam.

Merhun

Rehnedilen mal

Meri

Yürürlükte olan, geçerli bulunan

Meriyet

Yürürlük

Mersule

Gönderilen

Mer'i

Yürürlükte; geçerli

Mesağ

Izin; ruhsat; cevaz

Mesaha

Ölçme; ölçümleme

Mesâkin

Meskenler; oturulacak yerler

mesele-i hukukiye

hukuki sorun

mesele-i mukaddime

ön sorun

mesele-i müstehire

bekletici sorun

mesken

Kişinin fiilen oturduğu yer, konut

Meskûn

Içinde insan oturan; oturulan; yerleşilmiş

meskun

üzerinde yaşam alanı bulunan,oturulan arazi,yer

Meskut kalmak

konuşulmamak, değinilmemek

Mesmu

Dinlenen; dinlenebilir; karar için incelenebilir

Mesned

Isnad edilen şey; dayanılan şey; dayanak; rütbe

Mesnet

Dayanak

Mesul

Sorumlu

Mesuliyet

Sorumluluk

Meşfu

Şuf'a (önalım) hakkının ilişkin olduğu mal

Meşgale

iş, uğraş

Meşhûd

Görülen

Meşhudat

Şahitlik

Meşruhat

Açıklamalar verilmiş, şerhler konulmuş, tafsilât.

meşruiyet

Hukuka uygunluk.

Meşrut

Şart koşulmuş; şartlı; şarta bağlı

Meşru müdafaa

Uğranılan bir saldırı karşısında kişinin kendisini korumak için başvurduğu yol.

Methaldar

Bir işte parmağı bulunan, bir işe karışmış olan.

Metruk

Terk Edilmiş.

Metrukiyet

Yürürlükte bulunan kanunun uygulanmaması durumu.

Mevcudat Defteri

Bir dairede veya bir ambarda bulunanların Listesini içeren defter, mevcutları gösteren envanter defteri

Mevdaddı mahsusa

Özel hükümler

Mevduat

Bankalara ve benzeri kredi kurumlarına istenildiğinde ya da belli bir vade ya da ihbar süresi sonunda çekilmek üzere yatırılan paralardır.

Mevhûm

Varsayılan; var olarak kabul edilen; kuruntuya dayanan

Mevkuf

Vakfedilen şey

Mevkufen

Tutuklu olarak

Mevkufiyet

Tutukluluk durumu, Alıkonulma durumu.

Mevkute

Belirli aralıklarla çıkan (periyodik) yayın

Mevrid

Varacak yer

Mevsuf

Belli başlı özelliklerle nitelendirilen kişi ya da şey demektir.

Mevsukiyet

Sağlamlık

mevta

Ölü, ölmüş kimse , ceset

mevzuat

Yürürlükteki hukuk kurallarının bütünüdür.

Mezkur

Bahsi geçen, Zikredilen

Mezkûr

Adı geçen, anılan, sözü edilen, zikredilen, zikrolunan.

Mezrûât

Ekilip biçilmiş tohumlar; ekinler

Mezun

Izinli; yetkili; bir okulu (kursu) bitiren kişi

Mezuniyet

Izin; yetki; bir okulu (kursu) bitirip diploma alma

Me'cur

Kiraya verilen şey; kiralanan

Mihnet

Sıkıntı

Mikâp

Bir şeyin küp olarak değeri (örneğin; metremikâp

Milk

Kudret; tasarruf; mülk

Minval

Şekil

Misillû

Benzer; örnek gibi

Mizan

muhasebede kontrol aracı olarak kullanılan, hesapların belli tarihlerde tekrar incelendikten sonra, borç ve alacak toplamlarıyla bakiyelerinin bir…

Mobbing

Çalışan bireyi pasifleştirmek, yıpratmak ve yıldırmak gibi amaçlar için huzursuz etme, aşağılama, dışlama, önemsememe gibi bilerek ve belirli bir…

Muaddel

Değişik

Muaddün-li-l-istiglâl

Kiraya verilmek üzere yapılmış şey; kiralık eşya

Muadil

Denk; eşit

Muafiyet

Affedilmiş olma; bağışıklık; yükümlülük dışında tutulmuş

Muâhede

Antlaşma; karşılıklı ant içme

Muahedename

Antlaşma, Anlaşma vesikası, antlaşma kâğıdı, anlaşma hükümlerinin yer aldığı kâğıt, ahidnâme.

Muaheze

Kınama, Ayıplama, Eleştiri.

Muahhar

Sonraya bırakılmış; tehir edilmiş; sonraki

Muallak

Havada boşta duran; sürüncemede kalmış

Muamelat

Muameleler; işlemler

Muaraza

Çekişme; sataşma; birbirine karşı gelme; bir hak talebi; kavga

MUASSIR

Aynı yüzyıl içinde olan.

Muattal

İşlemez, kullanılmaz duruma gelmiş. Boş, işsiz.

muavenet

Yardım

Muavin

Yardımcı

Muayyen

Belirli; belli; saptanmış

Muayyen mâ-adâ

Başka; dışında

Mubayaa

Satın alma

Mucibince

Gereğince; uyarınca

Mucip

Gerektiren; gerektirici; icapcı; öneri sahibi

Mucip sebepler

Gerektirici sebepler; gerekçe

Mucir

Kiraya veren kimse

Mudi

Bankaya para yatıran kimse.

Mugayir

Aykırı; zıt; ters

Muğlak

Flu, anlaşılması güç, anlaşılmaz, karışık

Muhabere

Haberleşme, yazışma

muhâceret

Göç, göçme

Muhaceret

Göç, göçme, yaşamakta olduğu ülkeden yabancı bir ülkeye uzun veya kısa süreli yerleşmek için gitme.

Muhacir

Göçen, göçmen, hicret eden

Muhakemat

Doğru hüküm verme ,akıl yürütme,yargılama,sorgulama

Muhakkik

Soruşturma yapan kimse, soruşturucu, gerçeği araştıran

Muhal

İmkansız, gerçekleşmesi mümkün olmayan

muhami

avukat

Muhammen

Tahmin edilen

Muharrer

Yazılı; yazılmış

Muhassas

Tahsis olunmuş; tayin edilmiş; özgü

muhatap

Kendisine söz söylenilen kimse, kendisiyle konuşulan kimse.

Muhatara

Riziko; zarara uğrama tehlikesi; tehlike; zarar ve ziyan

MUHAYYEL

Hayal gücüyle yaratılan, Hayal edilen.

Muhayyer

Beğenilmediğinde geri verilmek üzere (alınan ya da verilen eşya)

Muhayyerlik

Bir sözleşme ile,belirlenen edimin yerine bir başkasını geçirmek yetkisi; seçimlik hak

Muhdesat

Sonradan yapılmış; sonradan meydana gelmiş şeyler; yeni şeyler

Muhik

Haklı; geçerli; uygun; gerekli

Muhkem kaziye

Kesin hüküm

muhkim

Kuvvetleştiren, sağlam kılan, ihkam eden.

Muhtar

Özerk; bağımsız; köyde devlet işlerini gören köyün başı

Muhtasar

Kısaltılmış olan, kısa, özet.

Muhtassun binnas

Kendisine tahsis edilmiş,kendisine özgülenmiş.

Muhtel

Bozulmuş, eksilmiş, zarara uğramış

Muhtelif

Çeşitli; değişik; farklı

Muhteva

Bir şeyin içindeki, içerik, anlam yükü

Muhtevî

İçeren, barındıran.

muhteviyat

içerik,içindekiler

Muhtıra

Uyarı

Mukabeleihilmisil

Karşılıklılık esası

Mukabil

Karşılık; karşı

Mukaddem

Önce; önce gelen; daha öncede bulunan

Mukadderat

Kader; yazgı; ölçülebilen,sayılabilen şeyler

Mukannen

Kesinleşmiş, kanunlaşmış

Mukannin

Kanun koyucu, kanun yapan

Mukarrer

Kararlaştırılmış

Mukarrerat

Kararlar; kararlaştırılan şeyler

Mukataa

Arazinin belli bir ücret karşılığında kiraya verilmesi; bağ,bahçe,arsa durumuna getirilen ekim toprağı için verilen vergi

Mukavele

Sözleşme; akit; bağıt

mukavelename

Sözleşme

Mukavemet

Direniş,direnç

Mukavemet etmek

direnmek

Mukayese

Karşılaştırma

Mukayyet

Kayıtlı; sınırlı; kaydolunmuş; deftere geçirilmiş

Mukayyit

Kayıt işlemlerini yapan kimse

mukim

Bir yerde, adreste oturan, ikamet eden.

Mukriz

Ikraz eden; borç veren; ödünç veren

Muktazi

Gerekli

muktebes

Yararlanmak için alınmış, aktarılmış

Munkati

Kesilmiş; ara verilmiş

Munkazi

Bitmek

Muntafî

Sönme; ortadan kalkma

Muntazar

Beklenilmiş,intizar edilen,gözlenen

Muntazır

Bekleyen; gözetleyen

munzam

ek

Murabaha

Kanunun belirlediğinden fazla faiz alınması; tefecilik

murafaa

duruşma, oturum

Murahhas müdür

Bir anonim ortaklıkta, temsil ve idare yetkisi şirkette pay sahibi olmayan 3. bir kişiye verilmişse bu kişiye denir. Murahhas müdür şirketi tek başına…

Murahhas üye

Temsil yetkisi yönetim kurulu üyelerinden bir ya da birkaçına devredilirse bu üyelere murahhas üye denir.

Murakabe

Denetleme; kontrol; gözetme

Murakıp

Denetçi

murtabıt

bağlantılı

Murtabit

Bağlantılı

Musaddak

Tasdikli; onaylı

Musaddık

Onaylayan, tasdik eden, imzalayan

Musakka

Sulu tarla;suyu bulunan taşınmaz.

Musakkaf

Üstü tavanla örtülmüş; tavanı,damı olan;

Musakkafat

Gelir getiren kapalı (damlı) binalar

Musaleh

Mirasçı

Muslihûn

Arabulucu, sulh ettiren, düzeltip iyileştiren

Mustahak

1.Bir şeye hak kazanmış, bir şeyi hak etmiş (kimse) 2.Bir kimsenin layık olduğu ödül ya da ceza.

Mutabakat

Anlaşma, uyuşma, uzlaşma

Mutad

Alışılmış; âdet olunmuş; normal

Mutad usül

Alışılmış, normal usül

Mutakabat

Uzlaşı

Mutalebe

Talepte bulunma; istemde bulunma

Mutallaka

Boşanmış kadın

Mutasarrıf

Tasarruf eden; sancakların en büyük mülki amiri

Mutat

Alışılmış, normal

Mutavassıt

Aracı; aracılık eden; vasıta olan

Mutazammın

Içine alan, üstüne alan; kefil olan; ödemeyi üstlenen

Mutazarrır

Zarar gören kimse

Muteber

Geçerli; itibarlı; hatırı sayılır; güvenilir; sağlam

Muteberiyet

Geçerlik; geçerlilik

Muteriz

Karşı gelen, itiraz eden, itirazcı

Mutlak Butlan

İşlem gerçekleşemez,hukuka uygunluğu imkansız durum

Mutlak hak

Herkese karşı ileri sürülebilen haklardır.

Mutlak muvazaa

Tarafların gerçekte herhangi bir muamele yapmayı düşünmedikleri halde, sadece üçüncü şahısları yanıltmak amacıyla, aralarında bir muamele yapılmış gibi…

Muttali

Öğrenme; haberdar olma; bilgilenme

muvacehe

yüzleştirme

Muvâcehe

Yüzleştirme; yüz yüze gelme

Muvaffakat

Uygun görmek, onaylamak, kabul etmek.

Muvafık

Uygun; yerinde

Muvakkat

Geçici; süreksiz

muvakkaten

geçici olarak.

Muvâzaa

Danışıklı işlem

Muvazaa

İrade ile irade beyanı arasındaki karşılıklı, bilerek ve isteyerek yaratılan uyuşmazlık

Muvazaadan arî

Taraflar arasında göstermelik bir anlaşma ve/veya sözleşme olmadan, tamamen gerçek

Muvazaalı

Danışıklı

Muvâzene

Denge

muvazene defteri

noterlerin aylık gelir ve giderlerinin kaydedildiği defter.

Muzâf

Izafe edilmiş; bağlı; bağlanmış; katılmış; yönelik

Muzaf

Bağlı, katılmış, izâfe olmuş, bağlanmış.

Mübâdele

Bir şeyin başka bir şeyle değiştirilmesi; değiştirme; değiş-tokuş; değişim

MÜBADELE

Değişme, değiş tokuş

Mübalağa

Abartı, Abartmak

Mübaseret

Bir işe başlama, Girişme

Mübaşir

Yargıç tarafından verilen emir ve tedvirleri tatbik ile vazifeli adliye memurudur. Mahkemede duruşmaya girecekleri ve tanıkları çağıran, yargıcın…

Mübayaa

Satın alma

Mübayenet

Zıtlık, iki şey arasındaki zıddiyet, aykırılık.

Mübâyenet

Birbirine zıt olan şeyler, kaideler, iddialar, hükümler arasındaki görünüş

Mübâyin

Zıt; aykırı; ters

Mübeyyin

Gösterir

mübhem

Açık ve belirgin olmaksızın. Belirsiz.

Mübrez

Gösterilmiş, meydana konulmuş, ibraz olunmuş.

Mücamele

Karşılıklı olarak iyi muamelede bulunma. Güzel ve hoş geçinme

Mücâvir

Komşu olan; yanında bulunan

mücavir alan

Mücavir alan, belediye sınırları dışında olup, imar mevzuatı bakımından belediyelerin kontrol ve mesuliyeti altına verilmiş olan alanlardır

Mücbir

Zorlayıcı; zorlayan

Mücbir Sebep

Zorlayıcı nedenler, önceden gözönüne alınmasına ve bunun sonucu olarak ortadan kaldırılmasına olanak bulunmayan ve dış bir etkiden ileri gelen olay

Mücceddeden

Yeni olarak, yeni olmak üzere, yeni baştan

Mücerred

Soyut; genel

Mücerret

Yalın Durum

Mücmel

Kısa ve öz olarak anlatılmış; açıklanmadıkça ne anlama geldiği anlaşılamayan ibare

mücrim

suçlu

Müctemian

Topluca; toplu olarak

Müdafaa

Savunma

Müdafi

Savunucu; savunan Şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukatı.

Müdahalenin men'i

Taşınır veya taşınmaz bir mala karşı yapılan maddi elatma veya sataşmanın, ayni hakka dayanılarak önlenmesi.

Müdahil

Davaya müdahale eden

Müddea

Davacının dava ettiği şey; dava konusu

Müddeaaleyh

Davalı; hakkında dava açılan kişi

Müddeabih

Dava konusu

Müddei

Davacı; iddia eden kişi

Müddeiumumiye

Cumhuriyet savcısı.

Müddei aleyh

Davalı; hakkında dava açılan kişi

Müddei umumi

Savcı

müdde-i umumi

Cumhuriyet Savcısı,iddiacı

Müdrik

İdrak eden.

Müebbet

Sonsuz; süresiz

Müeccel

Vadeli; vadeye bağlanmış; zamanı henüz gelmemiş

Müeddî

Tediye eden; eda eden; doğuran

Müellif

Yazar, Kitap yazan veya kitap hazırlayan, bir eseri ortaya koyan ve eserin sahibi olan kimse,

Müennes

Dişi, Dişilikle ilgili olan

Müesses

Kurulmuş; kurulu; tesis edilmiş

Müessir

Tesir eden; etkili; tesirli

Müeyyid

Teyid eden; doğrulayan; kuvvetlendiren

Müeyyide

Yaptırım; destek; hukuk kurallarının uygulanmasını sağlamak ve zorlamak için yasalara konulan hükümler; bir kuralın emir ve yasaklarına uyulmadığı…

Müflis

Iflas eden kişi; mahkemelerce iflasına karar verilen kimsedir

Müfrez

Bütünden ayrılmış

MÜFTERİ

Herhangi bir olay ya da gelişme hakkında yalan söyleyen, iftira atan ve kara çalan kişi ya da kişileri ifade eder.

Mühür

Bazı kişi ve kurumların, yaptıkları işlemi veya koruma altına aldıkları eşyayı belgelendirmek için kullandıkları kazılı damga vb. araç.

Mükellef

Yükümlü; ödevli; görevli

Mükellefiyet

Yükümlülük; bir kimseye veya bir şeye yükletilen yüküm; görev

Mükerrer

Tekrarlanmış, yenilenmiş

Mükerrir

Tekerrür.

Müktesebat

Edinilen, kazanılan bilgiler, edinç, kazanım

Müktesep

Kazanılmış kazanılmış hak

Müktesip

Iktisap eden; kazanan; edinen

Mülâhaza

Düşünce; görüş

Mülâhazât

Düşünceler

Mülatefe

Birbirine latife etmek. Şakalaşmak. İltifat etmek.

mülga

Kaldırılmış, ilgâ edilmiş.

Mülhakat

Bir merkeze bağlı olan yerler

Mülhak evkaf(vakıf)

Vakıf yöneticileri(mütevelliler) tarafından yönetilen ve Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından denetlenen vakıflar

MÜLHEM

İçe doğmuş, birinin içine doğmuş, esinlenmiş.

Mülki

Ülke ile ilgili; ülke yönetimine ilişkin

mülk arâzi

Mülk arâzi, ona malik olan kimseye en geniş anlamı ile kullanma, yararlanma hakkı veren ve mülkiyet hakkına ilişkin mutlak tasarruf yetkisi sağlayan…

Mültezem

Gerekli görülen; kayırılan

Mülzem

Bağlı

Mümas

Temas eden. Değinen

Mümâselet

Benzeme; benzeyiş; andırma

Mümasil

Örnek; misâl; benzeyen; andıran

Mümellek-ün-leh

Kendisine bir şey temlik olunan kimse

Mümellik

Temlik eden; mülk olarak veren kişi

Mümessil

Temsil eden; temsilci

Mümeyyiz

Sezgin; temyiz eden; iyiyi kötüden ayırma yeteneğine (temyiz gücüne) sahip kimse. iyiyi kötüyü, doğruyu yanlışı ayıracak durumda olan.

Mümtâz

Üstün; ayrıcalıklı; imtiyazlı

Mümtazen

Olağanüstü yükselme, fevkalade yükselme

Mümteni

Çekinen; imtina eden; olamaz;

Mümzi

İmza sahibi, imza eden

MÜNADİ

Kamuya duyurulmak istenilen şeyleri yüksek sesle haber vermeyi iş edinmiş olan kimse.

Münafi

Zıt, Aykırı, Hukuk Kuralına Uymayan, Ters Düşen.

Münakale

Bir taşınmazla ilgili yeni kayıtla eski kayıt arasında bağlantı kurma. (tedavül)

Münakaşa

Artırma ve eksiltme.

Münasip

Uygun

Münâzaa

Uyuşmazlık; çekişme; anlaşmazlık

Münazaa

Çekişme, iki taraf arasındaki düşmanlık

Münaziünfih

Niza konusu; uyuşmazlık konusu olan şey; dava konusu

Münbais

Doğan; ileri gelen

Müncer

Sonuçlanan; şu veya bu sonuca varan

Müncezib

Beriye çekilen, cezbedilen

Mündemic

Içinde bulunan; (içinde)yatan

Mündemiç

Bir şeyin içinde var olan, bulunan, saklı olan.

Münderecat

Içerik; kapsam; içindekiler

Münferiden

Tek tek; ayrı ayrı; tek başına

Münferit

Tek, ayrı, kendi başına

Münhal

Boş, görevlisi bulunmayan.

Münhasır

..ye özgü; ..ye ayrılmış; ..ye mahsus; sınırlanmış; ayrılmış

münhasıran

Buna has olarak. Hususi olarak, sadece, yalnız olarak, özellikle. Sadece, sâde. Bir işe veya bir şeye âit olarak. Yalnız birine özgü olmak…

Münkasem

Bölünmüş

Münkati

Kesilen; kesilmiş; kesik; aralıklı

Münkir

Inkar eden

Münselip

Kaybetme, keybeden

Müntakil

Intikal eden; geçen

müntehap

şeçilen,seçilmiş bulunan

Müntehî

Nihayet bulan; sona eren; son; en son; bir şeyi tamamlayan

müntehip

seçmen

Müntehir

İntihar eden. Özkıyımda bulunan

Müntesip

1.Bir yere, birine bağlanmış, kapılanmış, intisap etmiş olan. 2.İlgisi bulunan, ilgili.

müphem

Belirsiz, açık olmayan

müptezel

1-Saygınlığını yitirmiş, bayağılaşmış. 2-Çokluğu dolayısıyla değerini yitiren, değersiz.

Mürâdif

Eş anlam; aynı anlam

Mürafaa

Sözlü duruşma; genellikle Yargıtay'da veya İdare Mahkeme’lerinde yapılan duruşmaya verilen ad

Müraselât

Gönderilen şeyler; mektuplar; yazışmalar

MÜREFFEH

Refah ve varlık içinde yaşayan, gönençli

Mürettep

Tertip edilmiş; düzenlenmiş

Mürtebit

Bağlantılı; ilişkili; ilgili

Mürtefi

Kaldırma kaldırılmış

Mürtehin

Rehin alacaklısı; ipotek hakkına sahip

Müruru zaman

Zaman aşımı; bir davanın açılması veya hükmün yerine getirilmesi için kanunen belirli zamanın geçmesi

Mürur hakkı

Geçit hakkı

mürur-u zaman

Zaman aşımı, geçmiş zaman

Müsaade

Izin; yardım; uygun olma; serbestlik

Müsadere

Zoralım; bir kimsenin taşınır veya taşınmaz bir malının, kendi isteği olmaksızın devlet tarafından elinden alınması

Müsakkaf

Üzeri dam ile örtülü bina

Müsamaha

Hoş görme; göz yumma; tolerans tanıma

Müsâvât

Eşitlik

Müsavat

Eşitlik Eşitlik, denklik

Müsâvî

Eşit,denk anlamına gelmektedir.

Müsavi

Eşit; eş düzeyde; aynı seviyede

MÜSEBBİB

Sebep, vesile ve mucib olan. Vücuda getiren, kuran.

Müseccel

Tescilli; yazılmış; kayıtlı; damgalanmış

müsnet

isnat edilmiş; yüklenmiş.

Müspet edim

Borçlunun, belli bir şeyi yapmak ya da vermek şeklinde olumlu bir davranış biçimi ile yerine getireceği edim türü

Müspet zarar

Alacaklının borçlunun borcunu gereği gibi ifa etmesi durumunda malvarlığının ulaşacağı durum ile ifanın gereği gibi yerine getirilmemesi sonucu mevcut…

Müstacel

Ivedi; tez; hemen yapılması gerekli

Müstacelen

Ivedi olarak; acele olarak

Müstaceliyet

Ivedilik; acil olma hali

Müstafi

İsteğiyle işten çekilmiş, istifa etmiş kendi isteğiyle işinden çekilmiş, istifa etmiş

Müstagallât-ı mevkufe

Hayır kurumlarına gerekli geliri sağlamak üzere vakfedilmiş mallar

müstağrak

Garkolmuş, dalmış, batmış

Müstahdem

Hizmette bulundurulan kimse, hizmetli, odacı, hademe.

Müstahsil

Üretimle uğraşan kimse, yetiştirici

Müstahzar

Önceden hazırlanarak(eczanelerde) kullanıma sunulan ilaç

Müstakar

İstikrar bulmuş, yerleşmiş, durulmuş, karar kılınan, yerleşilen yer

Müstakil

Bağımsız, kullanış yönünden başka bir yapı ile bağlantısı olmayan, belli kişi veya kişiler için ayrılmış olan.

Müstear Ad

Bir kimsenin belli bir işi yaparken gerçek ismini gizlemek amacıyla kullandığı takma addır.

Müstebit

Zorba, despot

Müstecir

Kiracı, kira karşılığı bir yeri tutan

Müstedi

Dilekçe veren, istida eden kimse

Müstefi

İstifa etmiş kişi.

Müstehak

Hak eden

müstehap

1.Hoşa giden, sevilen, beğenilen. 2. Dinen emredilmediği hâlde yapıldığında sevap kazandıran davranış.

Müstehik

Istihkak sahibi; hak kazanmış; haketmiş; layık

Müstelzim

Gerektirici; doğurucu; sonuç doğurucu

müstemir

sürekli, kesintisiz

Müstemiren

Sürekli,aralıksız

Müstemleke

Sömürge

Müstenidat

Bir konunun açıklanmasında, onaylanmasında, kabul edilmesinde işaret edilen diğer bağlı belge. Herhangi bir mevzunun açıklanmasında, onaylanmasında,…

Müsteniden

Dayanarak; bir şeye dayanarak; delil göstererek

müstenif

istinaf eden

Müsterham

Yalvarılarak istenmiş, saygı ile ricâ edilmiş, istirham olunmuş.

Müstesna

Ayrık; istisna olan; kural dışı

Müşâbehet

Benzeyiş; benzeme

Müşâbih

Benzeyiş; benzeme

müşahede

gözlem

Müşahhas

Somut

Müşarünileyh

Adı geçen, adı anılan.

Müşârün-ileyh

Adı geçen; anılan; ilim ve resmi mevkii yüksek olan kimse

Müşavere

Danışım, danışmak.

Müşâ'

Ortaklar arasında beraberce kullanıldığı halde paylara ayrılmamış şey; ortak mal

Müşkilât

Zorluk; güçlük

Müştemilât

Eklenti

Müştemilat

Eklenti, eklentiler

Müşterâ

Iştira edilmiş; satın alınmış

mütakabil

Tekâbül eyleyen, karşı karşıya gelen, karşılıklı durum arzeden.

Mütâlaa

Görüş; irdeleme; düşünce

Mütalaa

Adli davada bilirkişilerin verdikleri fikirler Cumhuriyet Savcısı tarafından, delillerin tartışılması aşamasında esasa ilişkin verilen beyana esas…

Müteaddit

Birden fazla; çeşitli

Müteahhidünbih

Taahüt edilen,yapılması istenilen şey

Müteahhit

Taahhüt eden; yüklenici; belli bir inşaatı (eseri) yapmayı üstlenen

Müteallik

Ilişkin; bir şeye dair; ilgili

Müteamel

Alışılagelmiş

Mütebaki

Geriye kalan; artan

Mütecaviz

Devletlerarası hukukuna göre meşru müdafaa dışında olarakdiğer bir devlete silahla tecavüz eden devletin durumudur.

Mütedâir

Dair olan; ilişkin; değin

Mütedavil

Elden ele geçen; dönen; dolaşan; tedavül eden

Mütedeyyin

Dindar

Mütefavit

Birbirinden farklı, çeşitli

Müteferri

Eklenti; eklenmiş; ekli; ilişkin; aynı kökten

Müteferriât

Teferruat; ayrıntı

Müteferrik

Dağınık; çeşitli; ayrı ayrı; türlü

Müteferrika

-Küçük giderler için ayrılan para -Güvenlik kuruluşlarında şüpheli kimselerin ilgili yerlere gönderilmek için geçici olarak barındırıldıkları…

Mütegayyib

Kaybolmuş; yitmiş

Mütehammil

Tahammüllü; dayanıklı

Müteharrik

1. Yer değiştirebilen, devingen, hareketli. 2.Çalışan, işleyen.

Mütehassıl

Doğan; hasıl olan; meydana gelen

Mütehassıs

İhtisas sahibi, uzman

Mütehavvil

Değişken; kararsız

Mütekabiliyet

Karşılıklılık

Mütekabiliyet Esası

Bir devletin, başka bir devletin vatandaşlarına uyguladığı hukuki veya fiili bir davranış biçimine karşılık, diğer devletin de aynı şekilde davranması.

Mütekaid

Emekli

Mütekâmil

Tekâmüle ermiş kişi, ermiş, olgun, gelişkin

mütelahik

1.telahuk eden, yarışan 2.biribirinin arkasından gelen, birbirine katılan.

Mütemadi

Failin harekete geçmesiylehitam bulmıyarak, icrası bir müddet uzayan suçtur; kanuna muhalif olarak bir kimseyi tevkif ve hapsetmek, memnu silah taşımak…

Mütemadiyen

Devamli olarak

Mütemâyil

Eğilimli; taraflı görünen

Mütemeddin

Medeni, görgülü, terakki etmiş, şehirleşmiş olan, bedeviliği, göçebeliği bırakıp medenileşmiş olan, medeni uygar halde bulunan, şehirleşmiş

Mütemekkin

Yerleşen, ikamet eden, sakin olan

Mütemerrid

Temerrüde düşen (kimse); yapması gereken bir şeyi yapmamakta direnen

Mütemerrit

Temerrüte düşen anlamında.Vadesinde ödenmeyen bir borç dolayısıyla borçlunun düştüğü durum.

mütemmimcüz

Tamamlayıcı parça, bir şeyin kullanılmasında, kendisinden yararlanılmasında önemli etki ve katkısı bulunan ve asıl şeyden ayrılması imkânsız veya büyük…

Mütemmim cüz

Tamamlayıcı parça; mahalli örf ve adete göre, bir nesnenin esaslı unsuru olan, o nesne yok edilmedikçe veya parçalanmadıkça yahut niteliği bozulmadıkça…

Mütenakıs

Çelişik

Mütenasip

Uygun; denk

Müterâfik

Beraber bulunan; karışık; birlikte

Müterafik Kusur

Birlikte Kusur (birlikte nedenleme)

Müterakki

Terakkî etmiş, yükselmiş ve ilerlemiş olan, ileri, ilerlemiş

Müterettib

Sıralanmış; ait olan; .....üstüne düşen; gereken; meydana gelen; dolayı; meydana gelen

Mütesarlülfesat

Çabuk bozulan

Mütesavi

Eşit, denk

Mütesaviyen

Birbirine eş değerde.

Müteselsil

Zincirleme; dayanışmalı; ardı ardına

Müteselsil Sorumluluk

Birden çok kimsenin, bir borcun veya zararın (tamamının) ödenmesinden, zincirleme olarak ve tek başına sorumlu olması.

Müteşebbis

Girişimci

Müteşekki

Şikayet eden

Mütevakkıf

Bağlı

Müteveffâ

Vefat etmiş; miras bırakan

Müteveffa

Ölmüş, ölü kimse Vefat etmiş erkek. ölü (insan için)

Müteveffiye

Vefat etmiş kadın.

Mütevelli

Bir vakfın yönetiminin kendisine verildiği kişi; vakıf yönetim kurulu

Mütevellit

Doğan; ileri gelen

Müttefik-un-aleyh

Üzerine ittifak edilmiş; anlaşma sağlanmış

Müttehaz

Verilen; ittihaz olunan; kabul edilen; yürürlükte bulunan

Müttehit

Birleşik

Müvekkil

Kendisini vekil ile temsil ettiren kişi; vekil eden.

Müvekkile

Herhangi bir olay karşısında avukat tutmuş kişi

Müvezzi

Dağıtıcı

müyesser

kolaylıkla olan, yapılan

Müzaheret

Yardım; koruma

MÜZAHİR

Arkalayan, destekleyici, arka çıkan. Arkalayan, destekleyici, arka çıkan, yardımcı

Müzakere

Bir mesele hakkında karar vermeden evvel karar verecek kimseler arasında görüşlerin ortaya atılmasıdır.

Müzayaka

Sıkıntı, darlık, parasızlık.

Müzayede

Artırma; açık artırma

Müzekkere

Yargılama makamının, bir kararın yerine getirilmesi konusunda belli bir makama yazdığıyazı.

naçar

Çaresiz

Nâfıa

Bayındırlık işleri

Nagamât

Nağmeler, ağhenkler, güzel sesler.

Nağahani

Ansızın

Nahiye

Bucak; bölge; kenar; kısım; çevre

Nail olmak

Erişmek; kavuşmak

Naiplik

Vekâlet

nakız

Bozan, bozucu aksini yapan. Bir ibâdetin geçerliliğini önleyen, bozan.

Nâkız

Bozma; kaldırma;

Namütenahi

Ucu bucağı olmayan, sonsuz

Nâm-ı müstear

Takma ad; eğreti ad nasb atama; tayin etme; dikme; saplama

Nâsıb

Nasbeden; diken; tayin eden; atayan

Nası ızrar

Suç olarak düzenlenen mala zarar verme fiili.

Nâşî

Neşet eden; ileri gelen; ötürü; dolayı; sebebiyle

Nâşi

Ötürü, dolayı,yüzünden

Nâtık

Bildiren; bildirici; gösterici; söyleyen; konuşan; idrak eden; düşünen nazara almak göz önüne almak

Navlun

Gemi ile yapılan taşımacılıkta sözleşmeyle belirlenen mal taşıma bedeli.

Navlun mukavelesi

Deniz yoluyla eşya taşımak üzere yapılan sözleşmedir.

Nazarı dikkat

Göz önüne almak

Nazariye

Kuram

Nazır

Bakan, vekil.

Nebât

Bitki

Nedamet

Pişmanlık

Nedbe

Yara izi

Nefaset

Kıymetli olma, nefis olma durumu. Değerlilik.

Nef'î

Çıkar ile ilgili; faydacı

Nehbü-Garet

yağma, malın yağması

Nema

Büyüme; gelişme; kazanç; kâr; getiri; faiz

nesafet(nasfet)

Soyut ve katı nitelikteki kuralların uygulamada doğurduğu haksız uygulamaları yumuşatarak adalet ve hakkaniyete uygun hale getirilmesi.

Nesayih

Nasihatler

Neseben

Soyla ilgili; soy bakımından

Neşet

Meydana gelmek, vücuda gelmek. Büyüyüp kat ve kamet sahibi olmak. Yetişmek, ileri gelmek

Neşet etmek

Doğmak; ileri gelmek; kaynaklanmak

Neşir

Yayma, dağıtma, yayım

Neşriyat

Yayın

Netice-i talep

İddia olunan şey.

nevakıs

noksan; eksiklikler, noksanlar

Nevi

Çeşit; tür

Nevi şahsına münhasır

Kendi türüne özgü, emsalsiz, özgün. Bkz. Latince: Sui generis.

Nezafet

Temizlik,paklık

Nezaret

Denetim; gözetim; bakanlık

Nezdinde

Huzurunda, gözetiminde, yanında

Nezetmek

Kaldırmak; ayırmak; ilişiği koparmak

Nez'

Sökme; kaldırma; yoketme

Nısf

Yarım; yarı; yarısı

nısıf

yarı pay

Nidâ

Çağırma; bağırma; ünlem

Nihai karar

Yargılama sonunda verilen karar."

nisab

Derece; istenilen had; asıl; esas; yeter sayı; bir kurulun toplanabilmesi veya karar alabilmesi için gerekli sayıda üyenin bir araya gelmiş olması

nisap

derece; istenilen had; asıl; esas; yeter sayı; bir kurulun toplanabilmesi veya karar alabilmesi için gerekli sayıda üyenin bir araya gelmiş olması

Nisbî hak

Ancak belirli bir şahsa veya şahıslara karşı ileri sürülebilen daha geniş bir kitleye karşı kullanılma imkanı olmayan sıradan haklar.

Nispi Butlan

Hukukta kendiliğinden geçersiz olma, kanuna, kamu düzenine, ahlaka aykırılık halidir. İşlem hukuken vardır ama yapıldığı andan itibaren geçersizdir.

Nispi muvazaa

Yapılan asıl muamelenin şartlarını ya da konusunu farklı şekilde göstermeleri

Niyâbet

Vekillik;

Niyabet

Toplu mahkemelerde bir hakimin,mahkemenin yetki alanı içerisinde;ancak duruşma salonu dışında yapacağı işlemleri mahkeme adına yapmakla…

Niza

Ihtilaf; çekişme; uyuşmazlık

Nizami

1. Nizâma ve düzene ait, nizâmında olan, tertipli, muntazam. 2. Kanun ve nizama uygun.

Nizamname

Tüzük

Nizâm-nâme

Tüzük

Nizasız ve fasılasız

Uyuşmazlık konusu olmadan ve hiç ara vermeden; ihtilâfsız ve arasız

Nokta-i nazar

Görüş; bakış açısı

Non Bis İn İdem

Aynı dava nedeni için iki kez yargılama yapılamayacağına dair hukuki bir ilkedir.

Norm

Kural olarak benimsenmiş, yerleşmiş ilke ya da yasaya uygun durum, düzgü

Normatif

Bir kural değerini, gücünü taşıyan, düzgüsel.

Nosyon

Anlayış

NOTER

Çeşitli belge ve işlemlere geçerlik kazandırmak ve yasanın öngördüğü diğer görevleri yerine getirmekle yükümlü, belli nitelikleri ve kendine özgü bir…

Nukud

Nakitler; paralar

numerus clausus

sınırlı sayıda

nush

Öğüt, nasihat

Nükûl

Vazgeçme; cayma; kaçınma

Nümune

Örnek

Nüve

Bir şeyin özü, Çekirdek.

Objektif iyiniyet

İnsanlar arasındaki münasebetleri kanun, örf ve adetten başka tanzim eden ve hukuk dışındaki mevcut olan ahlak, adap, haysiyet, şeref, doğruluk,…

Olası kast

Kişinin, suçun kanunî tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi hâli.

Olveche

O şekilde

Ombudsman

Kamu denetçisi, şikayetleri ve birtakım teşebbüsleri ele alıp değerlendiren ve bunlara her iki taraf için de tatmin edici çözümler bulan kişidir.

Onama

Onamak işi, uygun bulma, tasvip.

Onur

Öz saygı

Ordino

1-Bir poliçenin arkasına yazılan havale emri, 2- Tüccarın malını gümrükten çekebilmesi için vapur kumpanyasından yük konşimentosuna karşılık verilen…

Ortaç

Tümleç olabilen,isim ve sıfat gibi kullanılan fiil asıllı kelime sıfat-fiil. ör: gelen çocuk, adı batası adam.

Ortak Yerler

Kat mülkiyetine tabi anagayrimenkulün, kat maliklerince ortaklaşa kullanılıp yararlanılan yerleri.

Orta malları

Yollar, köprüler, camiler gibi herkesin kullanabileceği kamu malları.

Öjenik

genetik olarak insan ırkının ıslahı bilimi

ölçü norm

Anayasaya uygunluk denetimine konu olan normların, uygunluk incelemesinde tabi olacakları norm yada normlardır.

Ölüme bağlı tasarruf

Gerçek kişilerin, ölümünden sonra hukuki etki ve hükümler doğurmak üzere yapmış olduğu hukuki işlem.

Ölüm Karinesi

Kişinin ölümüne kesin gözle bakılacak şekilde kaybolmasıdır.

Ölünceye Kadar bakma akdi

Taraflardan birinin, ölünceye dek bakma ve kendisini görüp gözetme koşuluyla, malvarlığını veya bir kısım malları öbürküne geçirme (intikal ettirme)…

öndelik

avans

önel

süre -iş sözleşmesine göre işçinin işten çıkarılması durumunda tanınan belirli süre -bir işin bitirilmesi için tanınan ek süre.

Örtülü Boşluk

Somut olaya uygulanacak hükmün, yasada yer almasına rağmen, yeterli biçimde arz olunmamasıdır.

özelge (Mukteza)

Bir konudaki görüşü ve yapılması gereken uygulamayı bildiren yazı. Mükelleflerin vergi durumları ve uygulanması bakımından tereddüde düştükleri…

Özel haklar

Şahıslar ile şahıslar arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarından,yani özel hukukundan doğan haklardır.

Özel hukuk

Kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk dalı.

Özgülemek

Bir şey veya bir yeri birine,bir şeye ayırmak,vermek, hasretmek, tahsis etmek.

Pacta Sunt

Ahde vefa, uluslararası hukuk kurallarının oluşmasında etkili olan ve devletin anayasasında var olan ve devlete antlaşma yapma yetkisi tanıyan…

Pafta

Kadastrosu yapılan yerlerin ada ve parsellerinin, belli ölçülerle çizilmiş haritaları.

Paraf

1.Yalnız adın veya ad ve soyadın başharfleriyle atılan kısa imza. 2.Bir yazının görüldüğünü, işlem gördüğünü veya o yazıdan haberdar olunduğunu…

Parakete

Geminin saatteki hızını anlamak için kullanılan araç."

Paydaş

Bir bütünün belli bir kısmından (paydan) yararlanan; hissedar.

Pedavra

Köknar ve lâdin ağaçlarından elde edilen, çatı örtüsü olarak kullanılan ince tahta; hartama.

Pedersahi

Ataerkil

Perdebirun

Ağzı bozuk,kötü söz söyleyen, açık saçık konuşan

persona non grata

istenmeyen kişi

Peşin Harç

İ l a m s ı z takiplerde, takip talebinde bulunan alacaklıdan, alacağın binde beşi oranında tahsil edilen miktar

Peyderpey

Azar azar, yavaş yavaş

Pey sürmek

Bir sözleşmeyi yapmak için ileri sürülen taminât miktarı önerilen bedel, şart-ı cezâî miktarı.

Pinhan

Gizli, saklı, gizlenmiş.

Plebisit

Halk oylaması

Poliçe

Belirli bir sürenin sonunda belirli bir parayı kendi adına veya bir başkasının emrine ödemesi için alacaklının borçluya yazdığı bildiri.

Potkal

Kaza veya başka bir olayı karadakilere bildirmek için gemilerden denize salınan,içinde mektup olan şişe

Pozitif hukuk

Belli bir anda belli bir ülkede yürürlükte bulunan hukuk kurallarının tümü.

Pragmatik

(Fr. Pragmatique) Faydacı, yararcı, eylemle ilgili.

Pratika

Kıyı sağlık idaresi tarafından gemilere verilen giriş çıkış izni

Râbıta

Bağlantı; bağ; düzen; tertip

Rachat

İdârenin imtiyaz sahibinin hiçbir kusuru olmasa dahi, hizmet ve kamu yararının gerektirmesi nedeniyle, sözleşmeyi tek yanlı feshettiğinde, imtiyaz…

Râci

Rücu eden; geri dönen; ilgisi olan

Rad

Redden, Geri çeviren,

Rahin

Rehin veren; rehneden

Râhin

Rehin veren kişi

Rakabe

Devri ve devir alınması olanaklı bulunan şeyin kendisi; örneğin tarla,köle gibi; mala(şeye) hakim olabilme kudreti; çıplak mülkiyet

Ram

1. İtaat eden, boyun eğen, itaatli, münkad. 2. Teslim olmak, hükmü altına girmek

Rantabilite

Sermayenin parasal verimliliğini ifade eder.

Rapt

Bağlama; bağlanma; iliştirme; bağlaç

Rayiç

Sürüm değeri; geçerli olan

Rayiç Değer

Bir iktisadi kıymetin, değerleme günündeki normal alım-satım değeri; piyasa değeri.

Recim

Şeriat düzeninde bir insanı taşa tutarak öldürme cezası.

Reddiyat

Davadaki masrafları karşılamak için tarafların önceden yatırdığı gider avasından para çekme işlemi

Referandum

Halk oylaması. Halkın türlü siyasi ve toplumsal sorunlar karşısında olumlu veya olumsuz görüşünü belirlemek için başvurulan oylama.

Refik

Arkadaş

Ref etmek

Kaldırmak; örneğin itirazın ref'i (kaldırılması)

Rehnedilen

İpotekli, İpotekli mal.

rehnli tahvil

Genellikle konut yapımına finansman sağlamak için çıkarılan ve karşılığında ipotekle güvence verilen borç senedi.

Rehnüma

Rehber, kılavuz

Reis

Başkan

Reisievvel

Birinci reis

Replik

Davacının, davalının cevap layihasına (yazısına) karşı verdiği cevap.

Resen

Kendiliğinden; herhangi bir isteğe gerek olmadan; otomatikman

Resepsiyon

Bir toplumun hukukî mevzuatının bir başka toplum tarafından, kendi hukuku olmak üzere alınması olgusunu ifade etmektedir. İktibas.

Resim

Devlet daire ve kurumlarında görülen hizmet ve yapılan giderlerin karşılığı olarak, sadece o işle ilgisi bulunan kişilerden alınan bir gelir.

Resmi gazete

Başbakanlık tarafından çıkarılan ve kanunların, kanun hükmündeki kararnamelerin, tüzüklerin ve bazı yönetmeliklerin yürürlüğe girmesi için yayımladığı…

Resmi Senet

Resmi bir makam ve görevlinin, usulüne göre düzenlediği veya onayladığı belge.

Resülmâl

Anamal; sermaye

Reşit

Ergin; rüşt yaşını doldurmuş; onsekiz yaşını dolduran veya onsekiz yaşını doldurmamasına rağmen evlenen veya yasal olarak erginliğine mahkemece karar…

REZONANS

Bir sistemin (genellikle doğrusal bir sistemin) bazı frekanslarda diğerlerine nazaran daha büyük genliklerde salınması eğilimidir

Re'sen

1. Kendi başına, kendiliğinden. "

Re'sen Vergi Tarhı

Resen vergi tarhı, vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya kanunî ölçülere dayanılarak tespitine imkân bulunmayan hallerde…

Rıza-i taksim

Ortakların kendi aralarında anlaşmak suretiyle ortak mallarını paylaşmaları durumu

riziko

zarara uğrama tehlikesi, tehlike, zarar ve ziya

Rödevans

Daha ziyade yeraltı kaynaklarının işletilmesi ve kâr paylarının rödevans şeklinde ifade edilmesinden dolayı, bu tür sözleşmelere rödevans sözleşmesi,…

RÖDÖVANS

Gelir, irat. Maden İşletme Kirası

Rölativist

Bağıntıcı, göreci

Ruzname

Günlük

Rûz-nâme

Gündem; yevmiye defteri; takvim

Rücu

Dönme; geri dönme; cayma; sözünden dönme; sözünü geri alma; bir ödemede bulunan kimsenin, bu bedeli, asıl ödeme yapması gereken kişiden istemesi;

Rüçhan

Öncelik; üstünlük; imtiyaz

Rüsum

Resimler; devlet dairelerinde ve diğer kamu kuruluşlarında görülen hizmet ve harcamaların karşılığı olarak alınan vergiler

Rüşt

Erginlik

Rü'yet

Davanın bakılmakta olması.

Sabit olmak

Bir şeyin varlığı, doğruluğu, gerçekliği kesin olarak belli olmak.

Sâdır olmak

Çıkmak

sadır olmak

ortaya Çıkmak

Safahat

Evreler, safhalar

Sahih

gerçek, düzgün, doğru, legal, hukuka uygun

Saik

Sebep

Saik hatası

İradenin oluşmasında etkili olan bir konuda düşüncenin gerçek duruma uygun olmaması, kişinin olayları yanlış algılayıp, bunları yanlış değerlendirerek,…

Saik-i mümbit

Niyetiyle bekleneni verebilen, randımanlı, faydalı

Salâhiyet

yetki; bir davaya bakabilme

SALIK

Olmuş veya olacak bir olay, bir olgu ile ilgili verilen bilgi, haber

Sâlif-üz-zikr

Zikri geçen; bildirilen

Salih

Elverişli; uygun

Saniyen

Ikinci olarak

Sarahat

Açıklık; netlik; sarihlik; aydınlık

Sarf

Harcama, tüketme, kullanma

Sarfı nazar

Sayılmama, vazgeçme, dikkate almama.

sarfinazar

Hesaba katmamak, saymamak, vazgeçmek.

Sarfiyat

Harcamalar; giderler

Sarf-i nazar etmek

Vazgeçmek

Sari

Bulaşan; bulaşıcı

Sarih

Kolay anlaşılır, belli veya belirgin, açık

Satış vaadi

Bir kimsenin, taşınmaz malını bir başkasına satmayı (ileride yapılacak satım akdini) taahhüt ettiği sözleşme.

Sav

ileri sürülen düşünce, iddia, tez

savıcı

başından savan kimse

Sây

Emek; çalışma

Sayıştay

Devlet mallarını kabız ve sarf ve idare ve edenlerin hesaplarını tetkik ve muhakeme ile mükellef bir heyet.Divanı muhasebat

Saylık

İçerisinde düz taşların bulunduğu, imar ihyaya elverişli arazi.

sebat

Sözünden veya kararlarından dönmeme, bir işi sonuna değin sürdürme, direşme.

Sebepsiz zenginleşme

İki mal varlığı arasında, birinin zararına olan haklı bir sebep olmaksızın meydana gelen değer kaymalarını ifade eder. Bu kaymalar, zenginleşmenin veya…

Sebketmek

Vâki olmak; yapılmak; olmak; ileri geçmek

seddedilmiş

Kapatılmış. Hududlanmış

Sefaret

Elçilik, büyükelçilik

Sefir

Elçi, Büyükelçi

Sehim

Pay; hisse

Sehven

Yanlışlıkla.

Selahiyet

İzin,müsade,yetki.

Selb

Zorla alma; kaldırma; giderme

Selef

Önce gelen kimse

Self-determinasyon hakkı

Ulusların kendi geleceklerini belirleme hakkı.

Semen

Satış parası; satış sözleşmesinde, satana mal teslimine karşılık olarak ödenecek para

semeni

satış sözleşmesinde alıcının borcu

Semere

Bir maldan elde edilen ürünler; Tabii Semere

Senedât

Senetler

Sened-i hâkanî

Tapu senedi

Senet

Bir kimsenin yapmaya ya da ödemeye borçlu olduğu şeyi göstermek için imzaladığı resmi kâğıt, belgit.

Senevî

Senelik; yıllık

Seraser

Baştan başa, bütün, hep mecmuan, külliyen

Serdetmek

Ileri sürmek; öne sürmek; ortaya çıkmak; belirtmek

Sermediyet

Sonsuzluk, süreklilik, ebedilik

seyirtmek

Koşmak, koşar adım yürümek

Seyrân-gâh

Gezme yeri; dolaşma yeri

seyrüsefer

Gidiş geliş; trafik

Sıhhî

Sağlıkla ilgili, sağlığa âit

Sınai

Sanayi ile ilgili, endüstriyel

Sınırlı Ehliyetli

Ayırt etme gücüne sahip, ergin olan ve kısıtlı olmayan kişiler. Tam ehliyetli olduğu halde birtakım sebeplerden ehliyeti sınırlandırılmış kişiler.…

Sınırlı Ehliyetsiz

Ayırt etme gücüne sahip, ergin olmayanlar ve kısıtlılardır. Ergin olmayanlar veli, vasi olmadan borç altına giremezler. Ayrıca vasilerin rızası olsa…

Sıra cetveli

Satış tutarının tüm alacaklıların alacağını karşılamaması durumunda düzenlenen çizelgedir.

Siber Zorbalık

Dijital teknolojiler kullanılarak gerçekleştirilen zorbalıktır. Bu tür zorbalıklar sosyal medyada, mesajlaşma platformlarında, oyun platformlarında ve…

Sigorta primi

Sigorta ettirenin sigortacıya ödemekle yükümlü olduğu ücrettir.

Silsile

Birbirine bağlı, birbiriyle ilgili şeylerin oluşturduğu dizi, sıra

simsarlık

arabuluculuk

Sin

Yaşanılan süre

Sinkâf

Erkeklik organı ve ilgili sövgülerin tümünün kısaltılmış biçimi.

Sinkaf

Ağır bir küfre tekabul eden kelime.

Sirayet

Bulaşma; yayılma; geçme

Sirkat

Hırsızlık; çalma; çalınma

Siyanet

Koruma

Siyasi haklar

Herhangi bir biçimde devletin yönetimine ve siyasi kuruluşlarına katılmaya yönelik haklardır

Skar

Yara izi, kesi, iyileşmiş yara.

Sorgu

Suç niteliğinde görülen bir konuyla ilgili olarak, durumun aydınlanması için yargıcın sanığa sorular sorması ve sanığın bunları yanıtlaması işi.

Sosyal devlet

Fertlerin sosyal durumlarıyla ilgilenen, onlara asgari bir hayat düzeyi sağlamayı, sosyal adaleti ve sosyal güvenliği gerçekleştirmeyi ödev bilen…

Sosyal ilişkiler

Şahısların birbirleriyle veya toplumla olan ilişkileridir.

Sosyal kurallar

Sosyal ilişkileri düzenleyen din, ahlak, görgü ve hukuk kurallarıdır.

Sosyal ve ekonomik haklar

Kişinin sosyal ve ekonomik faaliyetleriyle ilgili bulunan hak ve hürrriyetlerdir.

Sovtaj

sigortacılık sektöründe hasar gören malın hasar almayan bölümünün sigortacı tarafından alınarak gelir haline getirilmesine veya hasarlı malın değer…

Sudur

Verilen ; çıkan

Suiniyet

Kötüniyet

Sui generis

"Kendine özgü", "emsalsiz", "özgün" anlamlarına gelen, Hukuk gibi birçok disiplinde kullanılan Latince bir ifade. Nevi şahsına münhasır.

SUJE

1.Fail 2.Muhakemede kendine ait bir statüsü bulunan ve diğer bireylerden bağımsız olarak gerçekleştireceği işlemlerle muhakemenin ilerlemesine katkı…

Sukut

Düşme; düşüş

Sulh

Barış.

Sulta

Otorite, Baskı

Sureti mahsusa

Özel olarak; özellikle; belli amaçla

Sureti mümtaze

Öncelikli

Suveri müsaddaka

Onanmış örnek

Sübût

Sabit olma; gerçekleşme; ispatlama; ispatlanma; kanıtlama

sübut

Kuşkuya yer bırakmayacak bir biçimde ortaya çıkma, gerçekleşme, belgelenme.

sübuta ermek

Gerçekleşmiş eylemin kuşkuya yer olmayacak bir biçimde kanıtlanması, ispat edilmesi.

Sübut bulmak

(bir suç, durum vb.) belgeyle, delille ortaya konulmak, kuşkuya yer bırakmayacak bir biçimde ortaya çıkmak.

Süje

Süje Muhakemede kendine ait bir statüsü bulunan ve diğer bireylerden bağımsız olarak gerçekleştireceği işlemlerle muhakemenin ilerlemesine katkı yapan…

Sükna

Oturma yeri; oturulacak yer; konut

Sükna hakkı

Bir evde veya evin bir bölümünde oturma hakkı veren kişiye bağlı bir irtifak hakkı; oturma hakkı, bir evde veya evin bir bölümünde oturma imkanı veren…

Sülüsân

Üçte iki

Sürekli edim

Borçluyu belli bir süre, belli davranış ya da davranış biçimleri ile bağlı bulunmakla yükümlü kılan edim

sürüm

1. Bir ticaret malının satılır olması, "

Şagil

Meşgul eden; meşgul olmayı gerektiren; işgal eden; bir mülkte oturan

Şahâdet

Tanıklık

şahadetname

Bir eylemin yapıldığını, bir durumu gösteren ve yetkililerce verilmiş olan onaylı belge.

Şahbender

Konsolos

Şahit

Tanık

Şahsı âhar (âher)

Başkası; üçüncü kişi

Şahsiyet hakları

Şahısların maddi,manevi ve ekonomik bütünlüğü üzerindeki mutlak haktır.

Şahsi edim

Borçlunun bizzat bedeni ya da fikri gücü ya da yeteneği ile icra edeceği edim türü

Şahsi haklar

Ayni hakların aksine, herkese karşı ileri sürülemeyen haklar; kişisel haklar.

Şamil

Içine alan; kapsayan; çevreleyen

Şâmil olmak

Kapsamak; içine almak

şantiye

1. Yapı gereçlerinin yığılıp saklandığı veya işlendiği yer.

Şârih

Şerhçi; şerh eden; bir konuyu ayrıntılarıyla açıklayan

Şark

Doğu

Şartname

Satın alma, satma, yaptırma, kiralama vb. işleri gerçekleştirmek isteyen gerçek veya tüzel kişilerin düzenlediği ve işi yapan ile yaptıranın…

Şayeste

Uygun, yakışır,layık uygun, münasip. Para alıp vermek yetkisi,saklama yetkisi.

Şayi

Pay; hisse

Şayian

Ortaklaşa

Şâyi hisse

Ortak (müşterek) mülkiyette, ortaklardan herbirine ait pay

Şecâat

Yiğitlik, kahramanlık,cesaret

Şefi

Şufa (önalım) hakkı bulunan kişi; önalımcı

Şehadet

Yüksek bir ülkü uğrunda ölme, şehit olma

şehadetname

Bir işin yapıldığını gösteren, yetkilisi tarafından verilmiş olan onaylanmış belge

Şerait

Şartlar; koşullar

Şerh

Kişisel hakların, devir sınırlamalarının ve geçici tescilin, tapu siciline yazılmasını gösteren terim

Şerik

Ortak; iştirakçi

şeriklik

Şerik olma durumu, ortaklık. Ceza hukukunda suça yardım etme "şeriklik" biçimlerinden biridir. Suça katkı sağlayan, fakat gerçekleştirdiği davranışı…

Şiar

Tutulacak yol, ülkü, ilke

Şibh (şibih)

Benzer; benzeme; benzeyiş

ŞİKÂYETÇİ

Zarar gördüğü bir suçun failini, ilgili makam ve memurlara bildiren kişi, müşteki.

Şimal

Kuzey

Şira

Satış

Şuhut

Şahitler

Şura-yı Devlet

Osmanlı Devleti'nde günümüzdeki Danıştay'a karşılık gelen yüksek yargı kurumudur.

Şûrâ-yı Devlet

Şura-yı Devlet Osmanlı Devleti'nde günümüzdeki Danıştay'a karşılık gelen yüksek yargı kurumudur.

Şüheda

Şehitler, Şahitler

Şümul

Kapsam; içine alma; kapsama İçine alma, kaplama, kapsama.

Şüphe

1. Bir olguyla ilgili gerçeğin ne olduğunu kestirememekten doğan kararsızlık, kuruntu, işkil, şüphe, acaba"

Şüreka

Şerikler, ortaklar

Şüyu

Paydaşlık; hissedarlık

Taaccüb

Şaşkınlıkla karşılama, hayret etme

Taaddi

Başkasının Hakkında El Uzatma.

Taaddüd

Birden çok

Taadül

Beraberlik, eşitlik

Taaffün

Kokuşma, bozulma, çürüme

Taahhüdü ihlal

Borclunun haciz zaptında borcu kabul ve ödemeyi taahhud edip, tahhüdünü yerine getirmemesi.

Taakkul

Akıl erdirme, zihin yorarak anlama, hatıra getirme

Taalluk

Ilişiği olma; asılma; ilgi

Taammüt

Bir işi ya da suçu bilerek, tasarlayarak yapma, işleme.

Taayyün

Tayin olunma; belli olma; belirme

Taazzuv

Uzuvlaşma, bir biçim alma, teşkilâtlanma, organlara ayrılma.

Tabâbet

1.doktorluk, hekimlik. 2.hekimlik bilimi, tıp.

Tabiyet

Kişi veya şeyleri devlete bağlayan siyasi ve hukuki bağ; vatandaşlık. yurttaşlık; bağımsızlık

Tacir

Ticaretle uğraşan; bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimsedir.

Tadadi

birer birer söylemek, saylamak; örnek olarak sıralamak

Tadât

Sayma; sayılma; sayım

Tadil

Değiştirme; değişiklik

Tafsilat

Ayrıntılı bir şekilde, detayları da ortaya konulmuş açıklama

Tafsil Etmek

Ayrıntiları ile anlatmak.

tagayyür

başkalaşma,değişim,yeni bir hal alma

Tagyir

Bir şeyi değiştirme, başkalaştırma, aslından saptırma

Tağyir

Başkalaştırma; değiştirme; bozma tahakkuk gerçekleştirme; gerçekleşme

Tahaddüs

Ortaya çıkmak

Tahakkuk

Gerçekleşme, meydana gelme, bir şeyin doğruluğunun ortaya çıkması

Tahakküm

Hakimiyet ve kontrol altına alma.

Taharri

Arama, araştırma

Taharriyat

Araştırmalar, Aramalar

Tahassul

Hasıl olma; sonuç olarak ortaya çıkma

Tahavvül

Değişme; dönme

Tahdîdât

Sınırlamalar; kısıntılar

tahdîdî

Sınırlı, belirtilen sayıda. Numerus clausus.

Tahdidî

Sınırlayıcı, tüketici.

Tahdit

Sınırlı, belirli bir sayıda ya da çerçeve ile belirtme

Tahfif

Hafifletme; azaltma

Tahkik

Soruşturma.

Tahkikat

Soruşturma

Tahkim

Taraflar arasında çıkan uyuşmazlıkların devletin resmi yargı organları yerine, kendileri tarafından belirlenen hakemlerce çözümlendiği bir uyuşmazlık…

Tahkir

Aşağılama, onur kırma, onuruna dokunma

Tahlif

Yemin

Tahmil

Yükleme

Tahnit

Bozulmaması için ölüyü ilaçlama."

Tahrif

Bozmak, aslını değiştirerek yozlaştırmak.

Tahrik

harekete geçirme,kımıldatma

Tahrip

Harabetme; yıkma; kırma; bozma

Tahrir

Yazım

Tahrirat

Resmi bir dairece yazılan yazılar ve mektuplar

Tahriren

Yazılı olarak

Tahsin

Beğenme

Tahsis

Emrine verme; özgüleme. Bir şeyi bir kimseye veya bir yere ayırma

Tahşiye

Çıkıntı yapmak

Taht

Alt; aşağı

Tahtani

Binanın alt kısmı

Tahtani fevkani

Altlı üstlü

Tahvil

Değiştirme; değiştirilme; borç senedi

Tahvilat

Tahviller

Takaddüm

Önce gelme; önde gelme

Takarrür etmek

Kararlaşmak; kararlaştırmak; istikrar kazanan kararlar

Takas

Vadesi gelmiş, aynı cinsten ve karşılıklı iki alacağın birbirine sayışılması.

takbih

Çirkin görme, beğenmeme. Kınama

Takibat

Kovuşturma

Takrîr

Önerge; anlatma; anlatış; tapuda malını sattığını veya ipotek ettiğini söyleme

Takriben

Tahminen, yaklaşık olarak, aşağı yukarı

Takrir etmek

Sağlamlaştırmak

Taksim

Ortak mülkiyette bulunan bir malın, ortaklar arasında yapılan bir sözleşmeyle veya dava açmak suretiyle bölüştürülmesi.

taksimat

Bölüştürmeler; bölümleme

Taksir

Iradi olarak işlenen bir icra ya da ihmal eyleminden, fail tarafından istenmemiş olmalarına rağmen, kanunun cezalandırdığı sonuçların meydana gelmesi hali

Takyidat

Sınırlama, kısıtlama.

Takyit

Kısıtlama söz konusu taşınmaz mal üzerinde var olan kısıtlama

Talâk

Islâm hukukunda boşanma

Talîmâtnâme

Yönetmelik

Talik

1.Belli bir zamana bırakma, erteleme."

Talil

Sebep gösterme; illetlendirme, bir şeyi bir illete bağlama.

Talimatname

Yönetmelik

Tam Ehliyetli

Ayırt etme gücüne sahip, ergin olan ve kısıtlı olmayan fiil ehliyetinin tüm koşullarına sahip kişileri ifade eder.

Tam Ehliyetsiz

Fiil ehliyeti hiç olmayan kişilerdir. Ayırt etme gücünden yoksundur.

Tanık

Duruşmada bilgisine, görgüsüne başvurulan kimse, şahit." Davacı veya davalı olmadığı hâlde duruşmada bilgisine, görgüsüne başvurulan kimse, şahit.

Tanzim

Düzenleme, düzeltme, yoluna koyma

Tarafeyn

İki taraf.

taraf ehliyeti

Hukuk davalarında davacı veya davalı olarak yer alabilme ehliyeti. Medeni haklardan yararlanan herkes kural olarak taraf ehliyetine de sahiptir. Ancak…

Taraf teşkili

Taraf oluşturma. Davanın taraflarından biri olabilme yeteneği. Uluslararası ihtilaflarda müzakerenin taraflarından birisi olma durumu.

Tardetmek

Kovmak, Def etmek, Uzaklaştırmak

Tarh

Çıkarma, ıtrah etme, bir sayıdan diğerini çıkarma, vergi koyma, kişinin kazancından vergi payı çıkarma, belirleme. Çoğulu tarhiyyâtdır; vergi koyma…

Tarik

Yol; yöntem

Târik

Terkeden; bırakan

Tariki âmm

Herkesin geçebilmesi için bırakılan yol; kamunun yararlandığı yol;

Tarumar

Dağınık. Karışık. Perişan

tasaddi

Teşebbüs etme, sataşma

Tasallut

Musallat olma, saldırma, sarkıntı

Tasarruf

Bir şeyden yararlanabilme ve o şey üzerinde fiili veya hukuki işlem yapabilme gücü.

tasarruf etme

Kullanma ve yapma harcama, yönetme, bir şeyi sevk ve idare gücü. Harcamadan bekletme, biriktirme, tutumlu olma. Çoğulu tasarrufâtdır; işlemler,…

Tasdik

Doğrulama, onaylama. Var olan bir işlemin yetkili resmi veya özel kurum ya da gerçek veya tüzel kişi tarafından onaylanması.

Tasfiye

Bir ticaret kuruluşunun batması, kapanması gibi nedenlerle hesapların kesilerek ortada kalan maldan ve paradan alacaklılara paylarına düşen miktarın…

Tashih

Düzeltme; resmi bir kütüğün, bir hukuki işlemin düzeltilmesi

Tasnif

Düzen

Tasrih etmek

Açıklamak; belirtmek

Tasvib

Doğru bulma; uygun görme; onaylama

Tasvip Etmek

Bir düşüncenin ya da davranışın doğru, uygun, yerinde olduğunu belirtmek, onu uygun bulmak, onamak, onaylamak.

Tatbik

uygulamak

Tatbika medar imza

Uygulamaya elverişli imza

Tathir

Temizleme

Tavassut

Aracılık; ara bulma; aracı olma

Tavazzuh

Aydınlanma

tavik

Geciktirme, erteleme

Tavzîh

Açıklama

Tavzif

Görevlendirme

tavzih

Vâzıh hale getirme, açıklama, bir konuyu anlaşılır hale getirme, çoğulu tavzihâtdır; açıklamalar. Hmk md. 455 vd.

Tazammun etmek

Öngörmek; sonucu doğurmak; içine almak; kapsamak

Tazminat

Maddi veya manevi zarara karşılık ödenen bedel; zarar ödencesi;hukuka aykırı olarak başkalarına verilen zararların ödetilmesi biçiminde müeyyidedir.

TAZYİK

Baskı, sıkıştırma, zorlama, baskı tatbik etme, darlaştırma. Tbmm:, türkiye büyük millet meclisi. 23 nisan 1920'de kurulmuş ve toplanmıştır. Türk…

tazyik hapsi

Yapılması gereken bir edim yapılmadığında borçlu kişinin onu yapması veya edimi ifası için hapsen tazyikte bulunulurdu. Hapse konulma hali ve böylece…

Ta'lık

Geciktirme; askıda bırakılma

Teadül

Beraberlik; denklik; birbirine denk gelme

Teahhur(teehhür)

Gecikme; temerrüt

Teâmül

Örf ve adet; öteden beri olagelen, insanlar arasında yapılagelen belli bir davranış.

TEAMÜL

bir yerde öteden beri olagelen davranış,hukuksal olarak toplumun örf ve adetlerinin en küçük hali anlamındadır.

Teati

Karşılıklı gönderme

Tebaa

Uyruk; bir devletin hükmü altında bulunan kimseler

Tebâdür

Akla gelme; hatırlanma

Tebarüz etmek

Belirmek, görünmek.

Tebârüz ettirme

Belirtme; ortaya koyma

tebcil

Öğme, medhetme, yüceltme, üstün kılma.

Tebdil

Değişme; değiştirilme

Tebeddül

Değişiklik

Tebellür

Netleşme; net olarak ortaya çıkma; aydınlanma

teberru

Bağış, hibe, karşılıksız olarak mal bağışı. Çoğulu teberruâtdır; bağışlar, yardımlar, hibeler. Bir malın karşılıksız olarak verilmesi. Mecburiyet…

Tebeyyün

Ortaya çıkmak

Tebeyyün etmek

Saptanmak ; ortaya çıkmak; aydınlanmak

TEBLİĞ

Bildirme, duyurma, anlatma, yazılı bir emri, mahkeme yazısını ilgili şahsa teslim etme, imzasını alma. Çoğulu tebliğâtdır; duyurular, anlatmalar.…

Tecavüz

1.Ötesine geçme, sınırı aşma 2.Saldırı

Tecdit

Yenileme; tazeleme, açıkça anlaşılacak şekilde önceki borcun, yeni bir borç kurarak ortadan kaldırılması; yenileme.

Tecelli

belirmek, ortaya çıkmak, görünmek; belirti, görüntü

Tecessüm

Boyut kazanma, cisimlenme

Tecezzî

Bölünme; doğranma

Tecezzi

Parçalara ayrılma, ayrılma, bölünme

tecil

Erteleme.

Tecrit

Bir insanın dış dünyadan koparılarak kendi haline bırakılması olayıdır. İlişkide bulunduğu topluluktan çıkarmak, sosyal ekonomik ve kültürel olarak…

Tecvîz

Ceza verme; caiz görme

TECZİYE

Cezalandırma; ceza verme. Cezalandırmak

Tedabir

Tedbirler önlemler

Tedarik

Sağlama; temin etme

Tedavül

Sürüm; elden ele gezme; dolaşma; kullanılma

tedbir

Tedbir, Tedebbür: Bir işin iyi ve sıhhatli olması için arkasını, önünü gözeterek takdir ve idare etmektir. Bütün evreni yönetmek, her işi evirip…

Tedenni

Gerileme, Gerilemek, Düşme.

Tedhiş

Yıldırı, terör, terörize etme, şiddet içerikli korku yayma

Tedip hakkı

Ana babalara tanınmış çocuğa öğüt vermek, ihtirada bulunmak

Tediye

Ödeme; bir borcun ödenmesi

Tedricen

Azar azar; yavaş yavaş; aşamalı olarak

Tedvîn

Hukuku birleştirmek amacıyla,hukukun bir dalı ile ilgili yasa halinde kurallar koyma

Tedvin

Derleme

Tedviren

vekaleten

Teehhür

Gecikme; sonraya kalma

Teemmül

Düşünüp taşınma; etraflıca düşünme

Teessüs

Kuruluş; kurulma; yapılma; yapılanma

Tefehhüm

Anlamak; akıl erdirmek

Tefekkür

Düşünme,fikretme,akıl erdirme;Bir konuda kişinin kendi kendine değerlendirmede bulunması.

Teferruat

Ayrıntı, geleneklere göre bir malın daha iyi ve daha verimli kullanılmasında yararı olan, asıl mala sıkı sıkıya bağlı bulunmayan, az bir masraf ve…

Teferruğ

Satın alanın aldığı mülkün ferağ işlemini yaptırması, tapu kaydını kendi üzerine çevirme

Teffiz

Bkz. tefvîz

Teffi taauf

Anlaşılır ve tarif edilir

Tefhim

Verilmiş olan kararın veya hükmün,duruşmada hazır bulunan taraflara yargıç tarafından sözle bildirilmesi Mahkeme tarafından verilen kararın, duruşmadan…

tefrik

ayırma

Tefrişat

Döşeme araçları; bir yeri döşemek için kullanılan eşya

Tefrit

Herhangi bir konuda geride kalma , yeterli olmama durumu ' dur.

Tefvîz

Ihale; sipariş etme; havale etme; dağıtım; ısmarlama; bir taşınmazı belli bedel karşılığında üçüncü kişinin üzerinde bırakma

Tegayyür

Değişmek, başka bir hale geçmek

Tehâlüf

Yargıcın iki tarafa da yemin vermesi; birbirine zıt olma

tehir

erteleme

Tehir erteleme

Ara verme

tekabül

Karşılamak,karşılıklı kabulleniş, takasta bulunma.

Tekabül etmek

Karşılamak; karşılık olmak

Tekamül

1.olgunlaşma, olgunluk. 2. gelişim, gelişme, evrim.

TEKÂSÜL

Üşenmek. Gevşeklik. İhtimamsız davranmak. Tembellik.

Tekaüd

Emeklilik

Tekâyüd

Birbirine hile yapma

Tekdir

Azarlama, Paylama

Tekeffül

Birine kefil olma; kefalet verme; garanti etme

tekellüf

Külfetli iş yapma, birisine yük yükleme, sıkıntı verme. Yapmacıktan iş yapma.

Tekemmül

Tamamlanma; olgunlaşma

TEKERRÜR

Tekrarlama, tekrar etme. Bir kimsenin bir suçu işleyip hakkında hüküm verildikten sonra yeni bir suç işlemesi durumu. Mükerrirlik hali. Tck md: 29.

Tekevvün etme

Yaratılma; meydana gelme

Tekid

Pekiştirme, üsteleme. Önceden yazılan bir yazının peşine ikinci defa bir yazı daha gönderme. Güçlendirme.

Tekit

Belirli süre zarfında cevap alınamaması halinde tekrar yazı yazarak cevap istenmesi .

Teknokrat

1.Yönetimde ve ekonomide uzmanlığı nedeniyle devlet yönetiminde söz sahibi bulunan, uzmanlığı kuramdan çok tekniğe, uygulamaya dayanan, ekonomik ve…

teksif

Kesâfet arz etme, yoğunlaştırma, bir noktada dikkat toplama, sıkıştırma.

tekzib

Yalanlama, kizbetme, asılsız bir haber üzerine bunu düzeltmek için basın kanununa göre ilgili kişinin mahkeme kararıl ile basın aracına gönderdiği…

Telâfi

Zararı karşılama; giderme; eksikliği giderme

telahuk

Lühûk etme, bitişme, peşinden bir şeye yetişip ona katılma, eklenme. Birbirine katılma. Sonraki bütçenin öncekine katılması veya genel bütçeye yan bazı…

Telâhuk

Birbirine katılma; yarışma; hakların yarışması

Telakki

Anlayış, görüş

Telemmu

Pırıldama, ışıldama

Telhîs

Hülasa etme; özetleme; özet

telhis

Hülâsa etme, kısaltma, özetleme.

Telif

Yazma; uzlaştırma

Telif hakları

Fikir ürünü eserler üzerinde yaratıcısının sahip bulunduğu haktır.

Telvis etmek

Kirletmek

Temadi

Sürüp gitme; süregelme; devamedegelme; sürme; uzama

temayül

TANINMA, MEZİYETLERİYLE TANINIR OLMA, ÜSTÜN GELME, ŞÖHRETE ERME.

temdid

Uzatma, medîd hale getirme. Kanunlarda tanınan sürenin bir kısım makamlarca, hâkimce vb. Lerince bir daha uzatılması durumu. Pas. K md. 13.

temdit

uzatma,devam ettirme

Temellük

Mülk edinme; kendine mal etme; sahip olma; sahiplenme; devralma

Temerrüd

Direnme; borcun ifasında gecikme, bir yükümlülüğün yerine getirilmesinde oluşan gecikme; direnme

Temettü

Kâr; kazanç payı; yarar

Temevvüç

Dalgalanmak, çalkalanmak.

temhir

mühürleme

Teminat

Belli bir hukuksal durumu (genellikle borcun ödenmesini) sağlamak için verilen garanti.

Teminat akçesi

Bir sözleşmenin kurulması için taraflardan birinin diğerine vermek yükümlülüğünde bulunduğu para

Temlik

Devir, alacağın bir başkasına devri, mülkiyetinin geçirilmesi. Alacağın devredilmesi. Bk md. 165.

Temlikname

Bir hakkın diğer bir kimseye geçirildiğini gösteren belge

Temşiyet

Meşiyet, dileme, icrada bulunma, yürüme ve yürütme.

tenakus

Eksikleştirme, azaltma: iki kişinin verecekleri şeylerde karşılıklı olarak azaltmaları, noksanlaştırmaları.

Tenakuz

Çelişme, çelişki, tutmazlık

Tenâküz

Çelişki

tenasüb

uygunluk, orantı.

Tenbih

Uyarma; uyarı

Tenezzül

Inme; alçalma; düşme; kendine aykırı gelen bir işi veya durumu kabul etme

TENFİZ

İnfaz etme, bir hükmü uygulama, gereğini yerine getirme. Bir şeyi geçerli kılma. İnfaz etme, bir hükmü uygulama, gereğini yerine getirme, bir şeyi…

Tenkis

Indirme; azaltma; eksiltme

Tenmiye

Nemalandırma; artırma; işletme

Tenvîrât

Aydınlatma; ışıklandırma

Tenzih

Ayrı tutmak

Tenzil

Indirtme; azaltma

Tenzilat

İndirim.

Terahi

Herhangi bir konuda ileriyi düşünerek çekinmeyi gerektiren sebep veya durum, rezerv, ihtiraz. Savcının yasada yazılı yetkilerine dayanarak, tüze…

Terâküm

Birikme; biriktirme

Teraküm

Birikme, yığılma

Tercihe şayan

Üstün tutulan; yeğlenen; tercih edilen

Terditli

Kademeli

Terekküp etmek

Oluşmak

Teressübât

Tortulanmalar; dibe çökmeler; durulmalar

Terettüp etmek

Düşmek; doğmak; ait olmak; sırası gelmek; gerektirmek

Terhin

Rehin olarak verme; emanet bırakma

Terkin

Boyama, çizme, bozma, bir kaydın çizilmesi. Tapu kaydının düşürülmesi. Bir kimse üzerinde görülen bir taşınmazın bu durumunun sona erdirilmesi. Bir…

Terkip

Birleştirmek, Bir araya getirmek.

Termim

Tamir etme; onarma; düzeltme; iyileştirme

termin

belirli zaman, randevu

Tersîmât

Resmetmeler; resmini yapmalar; çizmeler

tersim

Resmetmek, bir şeyin çizgilerle şeklini çizmek, çizgilerle ortaya koyup anlatmak.

Tertip

Sıra; düzen; düzenleme

Terviç

Bir düşünceyi tutma, destekleme

Tesâhub

Sahip çıkma; koruma

Tescil

Resmi kütük veya defterlere bir konunun (hakkın) yazılması, kayıt düşülmesi.

Tesellüm

Teslim alma

teselsul karinesi

iki veya daha fazla kişi ticari işlerde borç altına girmiş ise , borcun tamamından her birinin sorumlu olma hali

teselsül

Birden çok kimsenin alacaklıya karşı aynı borcun tamamını yükümlenmelerine veya birden çok alacaklının tek bir borcu istemeye hakkı olduğunu gösteren…

Teselsül Karinesi

Birden çok kişinin ticari sayılan bir iş dolayısıyla bir kimseye karşı borçlanmaları halinde bunlar arasında var olduğu kabul edilen zincirleme…

Tesmiye

Ad koyma; isimlendirme; belirleme

Tesviye

Sonuca bağlama; çözümleme; gereğini yapma; seviye; düzdüzeltme

teşbih

benzetmek

teşdid

Şiddetlendirme, ağırlaştırma, bir suçun cezasının bazı nedenlerle ağırlaştırılması ve aktarılması. Bunun sebebleri ne de teşdîd sebebleri denilir.…

Teşdiden

Cezada alt sınırdan ayrılarak üst hadden ceza verme

Teşdit

Makul orandan arttırma, şiddet, şiddetini arttırma, güç verme

Teşebbüs

Girişim, girişme.

Teşevvüş

Karışıklık; kargaşalık

Teşhir

Gösterme,sergileme

teşhis

Şahıslandırma, tanıma, bir kimseyi tanıma suretiyle kim olduğunu ortaya koyma, belirleme.

teşkilat-ı esasi

anayasa

Teşmil

Kapsamına alma; yayma

Teşri

Yasama

teşrii

Yasama faaliyeti, kanun yapma, kanun koyma işi. Laik hukukta bu yetki ya halkın temsilcilerinindir ya da baştaki yöneten az bir grubundur. İslâm…

Teşrik

Yaptığı bir işe ortak almak.

Teşviş

Karma karışık yapma, iyiyi kötüye katma, zihnin karışık bir durum alması.

Tetkikat

İncelemek, araştırmak

Tevakkuf

Bağlı olma; durma

Tevali

1. Arası kesilmeksizin sürme. 2. Art arda gelme, ardı arası kesilmeme, sürüp gitme.

Tevali etmek

Arkası gelmek, sürüp gitmek.

Tevarüs

Bir kimseden miras kalma; mirasa konma; kalıtım yoluyla birinden diğerine geçme

Tevcih

Yöneltme,aşama, makam, mevki verme, terfi ettirme.

TEVDİ

Bırakmak, vedia olarak bir yere emânet etme.

Tevdi etmek

Vermek; bırakmak; sunmak vermek, bırakmak, sunmak

Teveccüh

Yönelme; yakınlık duyma; sevgi

Tevellüt

Doğum; doğma Doğum tarihi Doğma, doğum

Tevessül etmek

Başvurmak; kalkışmak; girişmek

Tevfik

Uydurma; uygunlaştırma

tevfikan

Uygun olarak, uygun biçimde.

tevhid

Birleme, tekleme, vahdetleme, allah'ı tek olarak kabul etme. İslâm'ın temel amacı allah'ı birlemek ve ona öylece inanmak, şirke sapmamaktır.

Tevhit

Birleştirme

tevil

Bir kâpalı sözü yorumlama, bir başka anlam katma, amacı dışında farklı biçimde yorumlama.

Tevil Yollu İkrar

Kaçamaklı ikrar; şüpheli veya sanığın suçlama konusu vakıanın kendisi tarafından işlendiğini dolaylı bir şekilde kabul etmesidir.

tevkif

Tutma, bekletme, bir yerde tutma. Çoğulu tevkifâtdır; tutuklamalar kitle halinde içeri sokma. Para alacaklılarının istihkâklarında yapılan kesintiler,…

Tevkifhane

Tutukevi

Tevkif Müzekkeresi

Tutuklama müzekkeresi. Bu müzekkere hâkim tarafından kesilir, üzerinde sanığın kim olduğu, işlediği .:uç ve tutuklama sebebleri ayrıntılı şekilde…

Tevkil

Vekil olarak tayin edilmiş kimsenin, vekillik yetkisini bir başkasına devretmesi.

Tevlit etmek

Doğurmak

Tevliyet

Vakfın işlerini yönetmek

Tevsîk

Belgelendirme

Tevsî'

Genişleme

tevsi

Genişletme, yayma, vüsatini sağlama. Çoğulu tevsîâtdır; genişletme işleri.

Tevzi

Dağıtma

Tevziat

Dağıtmalar,üleştirmeler

Teyakkun

İyiden iyiye araştırıp şüphesiz tam olarak bilmek.

Teyide Muhtaç

Henüz doğrulanmamış

teyit

Destekleme, güçlendirme, tasdik etme.

Tezad

Zıdlık gösterme, iki şeyin çelişki arzetmesi.

Tezahür etme

Belirme, görünme, ortaya çıkma

Tezâyüd

Artış; çoğalma

Tezkere-i sâmiyye

Sadrazamlık makamından yazılan tezkere

Tezkiye

Temize çıkarma, aklama.

Tezyid

Artırma, miktarca çoğalma, ziyadeleşme

Tezyif

Değersiz olarak gösterme, aşağılama.

Tezyinat

Süslemeler

te'villi ikrar

Yoruma müsâid ikrar. Sanığın ikrarının yoruma müsaid olması durumunda yargıtay bunu kabul etmemektedir.

Tilâvet

Kuran’ı yüksek sesle, güzel ve yöntemince okuma.

Töhmet

Birine isnat olunan suç; işlenildiği sanılan, fakat henüz aydınlanmamış olan suç, suçlama.

Törebilim

Iyi, kötü, yarar gibi sorunları inceleyen, töresel bir davranış yasası geliştiren, ahlak ve onun ilkeleriyle uğraşan felsefe kolu.

Trampa

Değişim

Tröst

Aynı alanda iş yapan çeşitli ortaklıkların pay belgitlerinin bir ortaklıkça elde edilmesi ve yönetimlerinin bu ortaklığı yöneten gruba aktarılmasıyla…

Tutanak

Zabıt, zabıtnâme. Bir toplantı ve duruşma ile sorgulama sonunda düzenlenen resmî nitelikli tutanak.

Tüze

Hukuk. Doğrunun, hakkın korunması

Tüzel

Hukuki, hukuksal

Tüzel Kişi

Kendisini oluşturan gerçek kişilerin üzerinde ve onlardan bağımsız bir varlığı ve belirli bir amacı bulunan.

Tüzük

Bir kanunun uygulamasını göstermek veya kanunun emrettiği işleri belirtmek üzere, kanunlara aykırı olmamak şartıyla ve Danıştayın incelemesinden…

Uhde

Görev; birinin yapmakla yükümlü olduğu iş; bir işin yapılacağına söz verme

Uhdesinde

Üzerinde; sorumluluğunda

ukubat

İslâm ceza hukuku

Ukud

Karşılıklı anlaşılan şeyler, şartlar, sözleşme

Ulak

Haberci; haber götürücü

Umran

Bayındır

Umranî

Bayındırlıkla ilgili; imarlı hale getirme

Umur

Işler

Urup

Arşının sekizde biri

Usul

Şekle ilişkin.

Usuli Müktesep Hak

Usuli kazanılmış hak, görülmekte olan bir davada taraflardan birinin ya da mahkemenin yapmış olduğu bir usul işlemi ile yanlardan biri lehine doğmuş ve…

usül

bir kimsenin kendisinden geriye doğru kan bağı olan kimseler, ana, baba, dedeleri ve nineleri., yukarıya doğru devam eden üst soy hısımlar

UYARMA

İkaz, ikaz etme, dikkatini çekme. Bir tür idârî disiplin cezasıdır

Uygulama imar plânı

Onaylı halihazır haritalar üzerinde, varsa kadastral durumu işlenmiş olarak, nazım imar plân esaslarına göre çizilen ve çeşitli bölgelerin yapı…

Uyrukluk

Şahısları veya şeyleri devlete bağlayan hukuki ve siyasi bağdır.

Uyuşmazlık

İki tarafın bir konu üzerinde farklı görüşlere sahip olmasından ortaya çıkan anlaşmazlık.

Uzatılmış mal ortaklığı

Evlilik birliğinin, eşlerden birinin ölümüyle son bulması halinde, sağ kalan eşin, ölen eşin çocuklarıyla birlikte devam ettirdiği mal ortaklığı rejimi.

uzlaşma

Anlaşma, bir ihtilafın sona erdirilmesi, sulhlaşma, sulh olma.

Üçüncü şahıs

Bir sözleşmenin, davanın veya icra takibinin taraflarından olmayan kişi.

Üst hakkı

Taşınmaz malikinin, bir başkasına, arsasının üstünde ya da altında inşaat yapma veya mevcut inşaatı koruma (ona sahip olma) yetkisi verdiği irtifak hakkı.

Vabeste

Bağlı

vacibürriaye

Bağlayıcı, riayet edilmesi (uyulması) zorunlu

vade

Belirlenen süre, borcun ödeme zamanı, ifa zamanı. Ecel, ölüm, ölüm olayı.

Vaid

İleride gerçekleştirilecek bir şeye dair söz vermek

Vakar

Ağırbaşlılık,kişinin bulunduğu makamına uygun bir ciddiyet göstermesi.

Vakf

Tecvidde, durmak ve durdurmak mânalarına gelerek, nefesle beraber sesin kesilmesine denir. Yâni: Kur'an-ı Kerimi tilâvet ederken herhangi bir kelime…

Vakfiye

Vakfedenin vakfa ilişkin bildirimini ve hakimin tescilini kapsayan belge

vakıa

Olay, gerçek, olgu. Vuku': Düşüş. Başa gelen, çatan büyük iş.

Vakıf

Tesis; başlı başına bir varlığı bulunmak üzere bir malın belirli amaca tahsisi

Vakıf senedi

Vakfın adı, amacı, bu amaca özgülenen mal ve haklar, vakfın örgütlenme ve yönetim şekli ile yerleşim yerinin yazılı olduğu belge.

VÂKİ

vuku bulan,olan,olmuş.

Vaki (vâki)

Bir şeyi ıslah edip düzene sokmak, himaye etmek, bir şeyi korumak, görüp gözetmek

VALÖR

Bankacılıkta, faizin fiili olarak hesabına esas alınan tarihe VALÖR denir. Bankadan çekilen para için aynı günün, yatırılan para için tahsil edilen…

Varaka

Belge; yazılı kağıt

Varant

Rehin senedi; umumi mağazaya tevdi edilen mallara ve tahıla ilişkin rehin hakkını gösteren ve bu mallar üzerinde herhangi bir alacaklı yararına bu…

vareste

Kurtulma, kurtulan, yoksun tutma, ilişiğinin kalmaması. Mahkemedeki duruşmalara gelme mecburiyetinin kalmaması.

Varîd

Gelen; vasıl olan; gerçek olan; varolan

Vâridât

Gelirler; devlet(kamu)gelirleri

Vâris

Mirasçı

VARİT

Gelen, bir yere ulaşan, meydana gelen, ortaya çıkan.

Vatandaşlık

Bir hakiki şahsı bir devlete bağlayan hukuki bağdır.

vaveyla

çığlık , feryat, bağırış

Vazıülyed

1.Bir şeye veya bir işe el koyan kimse. 2.Bir şeyi elinde bulunduran kimse.

Vazıyed etme

Bir şeye veya bir işe el koyma

Vaziyet

Durum; hal

Vaz'

Koyma; konulma (yürürlüğe koyma)

Vecîbe

Borç

Veçhe

Yön, taraf

Veçhile

(bu) yönden; böylece; uyarınca

veda

Ayrılma, allah'a ısmarladık deme, bırakma, sonverme.

Vedia

Saklama Bir kimseye, bir şeyin korunması ve gereğinde geri verilmesi için bırakılan eşya, emanet.

Vefa hakkı

Hak sahibine, sattığı şeyin mülkiyetinin kararlaştırılan bedel karşılığında tekrar kendisine devrini, tek taraflı irade beyanı ile isteme yetkisi veren hak

Vehle

Öncesi; baş tarafı; dakika; an

Vehle-i ûlâ

Ilk başlangıç; birdenbire

veled

Çocuk, erkek veya kız çocuğu için kullanılır. Halk arasında çoğu kez erkek çocuğu içindir.

Velev

Olsa bile; hatta; ister; isterse

Veli

Velayet hakkına sahip bulunan ana ve/veya baba.

veraset

Mirasçı olma, soya çekim, bir kimsenin kendi atasına çekmesi.

veraset ve intikal vergisi

Ölenin vârislerine kalan mal ve paradan alınan vergi

Verese

Mirasçılar

Vergide adalet ilkesi

Herkesin mali gücüne göre vergiye tabi tutulmasıdır

Vergide Usulsüzlük

Vergi kanunlarının şekle ve usule müteallik hükümlerine riayet edilmemesidir.

Verginin İdarece Tarhı

Mükelleflerin verginin tarhı için vergi kanunları ile muayyen zamanlarda müracaat etmemeleri veya aynı kanunlarla kendilerine tahmil edilen…

Verginin Tahakkuku

Tarh ve tebliğ edilen bir verginin ödenmesi gereken bir safhaya gelmesidir.

Verginin Tahsili

Kanuna uygun surette ödenmesidir.

Vergi Mükellefi

Mükellef, vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu terettübeden gerçek veya tüzel kişidir.

Vergi Sorumlusu

Verginin ödenmesi bakımından, alacaklı vergi dairesine karşı muhatap olan kişidir.

Vergi Tarhı

Vergi alacağının kanunlarında gösterilen matrah ve nispetler üzerinden vergi dairesi tarafından hesaplanarak bu alacağı miktar itibariyle tespit eden…

Vergi ziyaı

Vergi kaybı. Vergi mükelleflerinin, işlemlerde yaptıkları eksiklikler ve gecikmeler sebebiyle vergi kaybına neden olması, vergi kaçırmaya girişmesi.

Vergi ziyai

Mükellef veya sorumlu tarafından görevlerin yerine getirilmemesi nedeniyle, verginin hiç tahakkuk etmemesi, zamanında tahakkuk etmemesi, eksik tahakkuk…

Vesait

Vasıtalar; araçlar

Veto

Bir yetkinin, bir yasanın, bir kararın yürürlüğe girmesine karşı çıkma hakkı. Reddetme

Vezâif

Vazifeler; görevler

Vezaif

Vazifeler

Vicahî

Yüze karşı; tarafın yüzüne karşı

Vicahi

Yüz yüze olan veya yapılan

victimiloji

Mağduroloji, suçları mağdurun bakış açısından inceleyen, kriminoloji içindeki disiplindir.

Vikaye

Koruma

voli

Balıkçının bir yere, denize balık ağı sermesi. Buraları kamunun ortak yerleridir. Balık ağının serpildiği yerler. Kısa yoldan kâr ve kazanç sağlama.

Vukuat-ı mahal

olay yeri

Vuku bulmak

Olmak; oluşmak; meydana gelmek

Vuzuha kavuşmak

Açıklığa kavuşmak

Vücut bulmak

Doğmak; yapılmış olma

Vürud

Vârid Olma, Gelme, Bir Evrakın Varması Gereken Yere Ulaşması, Gelmesi

Yabancı

Bir devletin ülkesinde oturan ve o devletin uyruğunu iddia etmek hakkı olmayan kimselerdir.

Yafta

Üzerine asıldığı veya yapıştırıldığı şeylerle ilgili bir bilgi veren yazılı kâğıt parçası

Yalamuk

Çam ağacının reçineli kabuğu; soymuk

yalan

gerçek olmayan uydurma söz

Yandal

Yandal eğitim, üniversitenin bir lisans programına kayıtlı olan bir öğrencinin, bilgisini artırmak amacıyla ikinci bir lisans programından ders almasıdır.

Yapı

imar hukukunda karada ve suda, sürekli veya geçici, resmî veya özel yeraltı ve yerüstü inşaatı ile bunların ilave, değişiklik ve tamirlerini içine alan…

Yapı kullanma izni

Iskân belgesi

Yapı malikinin sorumluluğu

Bir binanın veya diğer yapı eseri malikinin, bunların çürük yapılmasından veya korunmasındaki kusurundan dolayı sorumlu tutulması

Yapı ruhsatı

Inşaat izni; inşaat ruhsatı

Yayım

Kitap, gazete vb. okunacak şeylerin basılıp dağıtılması, neşir.Yayma işi.

Yayın

Basılıp satışa çıkarılan kitap, gazete vb., neşriyat

Yayla

Çevresi dik bayırlarla çevrili, düz ve yüksek yer; genellikle yüksek platolarda yer alan, insanların serinlemek ve hayvanlarını otlatmak için yaz…

Yaylak

Bir veya birkaç köy ya da beldeye, ayrı ayrı veya ortak olarak, yaz mevsimini geçirmeleri ve hayvanlarını otlatmaları için tahsis edilen veya öteden…

yazanak

rapor

Yed

El ;elinde bulundurma

Yediemin

Uyuşmazlık konusu şeyin saklanması ve idaresi kendisine verilen kişi; güvenilir kişi; yediadl

yedinde olmak

Tasarruf etme yetkisinde olmak

Yed'i istirdat

Mal üzerindeki yitirlmiş egemenliği, tasarruf gücünü geri almak, yeniden ele geçirmek

Yed-i emin

Uyuşmazlık konusu şeyin saklanması ve idaresi kendisine verilen kişi; güvenilir kişi; yediadl

yeknesak

HER TARAFI DÜZ, TEK DÜZE, BİR İHTİLAF VE PÜRÜZ BULUNMAYAN YAPI TEK DÜZEN, BİR PARÇA HALİNDE OLUP KARIŞIK OLMAYAN.

Yekûn

Toplam

Yeniden değerleme

Vergi matrahının hesaplanmasıyla ilgili ekonomik kıymetlerin takdir ve tespiti; paranın değer kaybı gözönüne alınarak, bilançolardaki stoklar, sabit…

Yeni arazi teşekkülü

Kimsenin mülkiyetinde olmayan yerlerde birikme, dolma, kayma ya da kamunun malı olan akarsuların yatak veya seviyelerinin değişmesi gibi olaylarla…

Yerindelik Denetimi

Üst bir birimin altta bulunan bir birimin yapmış olduğu eylem ve işlemlerin yerinde olup olmadığına karar vermesidir.

Yerleşme alanı

Imar Plânı sınırı içindeki yerleşik ve gelişme alanlarının tümü

Yeşil alan

Şehir imar plânlarında toplumun yararlanması için ayrılan ve üzerinde inşaat yapılması mümkün olmayan ve ileride veya şimdiden park, çocuk parkı vb.…

Yetkinlik Belgesi

Ruhsat

Yokluk

Keen-lem-yekûn, sanki hiç olmamış. Mutlak butlan. Bir çeşit yaptırım türüdür. Emredici kurallara uymama durumunda bir kısım işlemlerin geçerli kabul…

Yönetim planı

Kat Mülkiyeti Kanunu'na göre anagayrimenkulün yönetimini düzenleyici hükümler içeren ve bütün kat maliklerini bağlayan sözleşme

Yönetmelik

Anayasanın 123. maddesinde tarif edildiği şekliyle; Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerinin kendi görev alanlarını ilgilendiren konularda,…

yürürlük

Mer'iyet, tatbikâta girme. Bir kanunun yayımından sonra pratiğe konulması. Bu da ya belirtilen tarihte olur ya da yayımından 45 gün sonra.

Zabıtname

Tutanak

Zabıt defteri

Eski hukukta, tapu sicili gibi kullanılan defter.

ZABIT KÂTİBİ

Mahkemelerde duruşma zabıtlarını tutmak ve öteki yazı işlerini yürütmekle görevli adliye memuru.

Zabıt katibi

Adliyelerde, mahkemelerde veya diğer yargı kurumlarında çalışan bir kamu görevlisidir. Temel görevi, duruşma salonunda yapılan konuşmaları ve alınan…

Zahir

Açık

Zâhire

Yiyecek; gerektiği zaman harcanmak üzere ambarda saklanan hubûbat

Zâhirî

Görünen; görünüşte

Zail

Zeval bulma; bitme

Zamanaşımı

Kanunda öngörülen ve belirli koşullar altında geçmekle, bir hakkın kazanılmasını, kaybedilmesini veya bir yükümlülükten kurtulmayı sağlayan süre.

Zaman-i rücu

Cayma akçesi, Pismanlik akçesi; Sözlesenlerden birinin sözlesmeden caymasi halinde diger tarafin alikoyma hakkina sahip oldugu miktar

Zamin

Bir şeyi tazmin eden; kefil

zanlı

sanık, şüpheli

Zannetmek

Sanmak, tahmini bilgilere dayalı olan görüşler.

Zarar-ı Has

Genel zarar

Zaruret

Gereklilik, zorunluluk, sıkıntı

zaviye

Köşe, Anlayış, görüş, bakış açısı

zayi

KAYIP, YİTİK. ÇOĞULU ZÂYİÂTDIR. YİTİKLER, YOK OLANLAR, KAYBOLANLAR '

Zecrî

Zorlayıcı, zorlayan, yasaklayan

zecri

Zorlayıcı, zorlayan, yasaklayan

Zevâid (zevait)

Vakıfta gelirin dağıtılmasından sonra geri kalan

Zeval

Son; bitim; nihayet; yok olma

Zevciyyet

Kocalık,karılık; karı-kocalık; eşlik

zeyil name

Ek yazı, bir belgenin eki ve açıklaması niteliğindeki yazı.

Zımnen

Üstü kapalı bir biçimde, dolaylı olarak

Zımnî

Üstü kapalı; açık olmayan

Zımnında

Dolayısıyla; için; olarak

Zımni

Açıktan olmayarak, dolaylı anlatım.

Zıya

Kaybolma, yok olma, bir şeyin elden çıkması

zihni kayıt

bir kimsenin bilerek ve isteyerek, asıl iradesiyle uyuşmayan bir beyanda bulunması

Zikretmek

Anmak; anılmak; bildirmek; belirtmek

Zillet

hor görülme, horlanma, aşağılanma, alçalma.

zillyetlik

Sahibi olsun ya da olmasın, bir malı elinde bulunduran veya kullanan kişi.

Zilyedlik

Bir şey üzerindeki fiili hakimiyet.

Zimmet

Temellük mal edinme. Kurum ve kuruluşlarda çalışanlara veya para işleri ile uğraşan görevliye imza karşılığı teslim edilen para veya eşya. Bir kimsenin…

Zina

Zina Bekar Biri İle Veya Evli Biri İle Girilen İlişki.

Zinhar

Sakın, asla

Zinhâr

Sakın,asla

Ziyade

Fazla; çok; aşırı

Zuhulen

sehven, yanlışlıkla, hata sonucu

Zuhur

Ortaya çıkma, görünme, belirme, baş gösterme, meydana çıkma.

Zuhur etmek

Ortaya çıkmak; doğmak

Zürriyet

Bireyin neslinden gelenler